Soru: Ben Esmeray'a soracağım. Lambdaistanbul'da transeksüeller üzerine bir toplantı olmuştu ve kendini heteroseksüel - transseksüel olarak tanımlamıştı. Cinsel kimlikle cinsel yönelim arasındaki farkı, buna dair kendini tanımlamayı açarsa sevinirim.
Esmeray: Ben onu şu açıdan söylemiştim: Tabii ki eşcinsellik bir cinsel kimliktir; o ayrı bir şey ama transseksüellik sanki eşcinselliğin son noktasıymış gibi algılanıyor. "Kişi transseksüel olduktan sonra heteroseksüel oluyor bitiyor." bitti. Oysa öyle değil. Cinsel yönelimle cinsiyet değiştirmenin arasında farklılıklar var bence. Tamamen farklı şeyler. Kişi bedeninden rahatsızdır ama bu durum onun cinsel yönelimini belirlemez.Yani kadın olduktan sonra da bir kadına yönelebiliyor. Bir sürü öyle arkadaşımız var. O bedeninden rahatsızdır, cinsel organından değil. Ben öyle bir farklılıktan bahsetmiştim.O yüzden benim cinsel yönelim heteroseksüelliktir. Onun için "heteroseksüel - transseksüel" demiştim.
Gökhan Oral: Yani gender identity başka bir şey, sexual orientation başka bir şey. İkisi ayrı şeyler. Cinsel yönelim başka bir şey, cinsel kimlik başka bir şey. Konuşmada da vurguladığı gibi, tabii ki heteroseksüel ya da homoseksüel olabilir bir transseksüel ameliyattan sonra. Herhangi biri gibi, yaşantısını nasıl sürdürmek isterse öyle sürdürür.
Soru: Bilmiyorum bu soru biraz erken bir soru mu olacak ama hukuk çevrelerinde transseksüel bireylere yönelik şiddet hakkında birtakım tartışmalar yürüyor mu? Yani hukukta bazı düzenlemelerle bu tarz şiddetin önlenmesi konusunda özel bir takım yasalar konusunda bir tartışma var mı? Ya da belki genel olarak ayrımcılık karşıtı yasalar hakkında bir tartışmadan yola çıkarak cevaplayabilirsiniz.
Yeşim Atamer: Şimdi genelde, şöyle diyeyim, hukuk normları kaleme alınırken mümkün mertebe hep genel olarak kaleme alınır.Yani aslında bireylerin cinsiyeti, cinsel kimliği, cinsel tercihine bağlı olarak farklı normların yaratılması veya farklı muameleler veya farklı cezalar veya farklı tazminatlar belirlenmesi söz konusu olmaz. Dolayısıyla, transseksüellere yönelik olan şiddet de hepimize yönelen şiddetten farklı bir şey değil, çünkü onlar da bizden farklı değil zaten .O anlamda, öyle bir ayrımın yasaya yansıması da özellikle uygun bir şey olur mu, açıkçası ben de birazcık tereddüt ediyorum. Dolayısıyla, şiddet açısından diyecek olursanız, "Türk Ceza Kanunu çerçevesinde uygulama ne olacak; yapılan nedir; dolayısıyla onun yaptırımı nedir; yani uygulanması gereken ceza nedir; veya biz medenî hukukçu olarak ne yapacağız; tazminatı nedir?" diye düşünmek icabediyor. Bu anlamda, farklı uygulamanın olduğu belli bazı özel ceza koruma normları kadınlar için vardır, çocuklar için vardır belki; ama bu anlamda, cinsiyete yönelik olarak bir ayrımcılık yapmak konusu, bilmiyorum, yasalara yansıması çok uygun olur mu?
Soru: Ben de Yeşim Hanım'a bir şey soracağım. Sürekli, kişi evli olursa evliliğin düşmesi üzerinden konuştuk ama ben bir şeyi daha merak ediyorum. Evli birisi cinsiyet değişikliğinden sonra, çocuğu varsa, çocuğun velâyeti ne olacak? Bu konuda herhangi bir düzenleme var mı? Veya içtihat bu konuda ne yönde ilerliyor? Bir de Gökhan Bey'e soracağım. Yönelim ve tercih arasındaki farkı daha fazla açarsa, yönelim, tercih ve kimlik arasındaki farkları tekrar bir anlatırsa bende bir şeyler belki oturmuş olacak. Çünkü şu anda "Tercih derken kastettiği şey acaba yönelim mi?" diye düşünüyorum.
Gökhan Oral: Peki, Yeşim Hanım bana verdi sözü. Çoğu İngilizce kaynaklardan çevri kelimeler bunlar. O yüzden ne kadar karşılıyor tartışılır ama "sexual orientation" karşılığı olarak "seksüel yönelim". Cinsel yönelimin içinde sadece tercih yok, tercihi de içeren daha geniş bir tanım o. Tercihler yanında fanteziler de var, rüyalar da var. Her şey var. Çünkü, meselâ, seksüel oryantasyonda homoseksüel fantezileri olan birisi heteroseksüel bir tercihte bulunabilir. Oryantasyonda homoseksüel elemanlar var diyebilirsiniz ama heteroseksüel bir tercihi bulunuyordur; yani öyle yaşıyordur ya da tersi de geçerli olabilir ya da biseksüeldir. Oradaki seksüel oryantasyon, bütünüyle, sınırları daha belirsiz olan geniş bir seksüel davranış ağını belirten spektrumu tanımlayan bir şey. Böyle de denilebilir. Cinsel kimlik ve eşeysel kimlik, biri "gender identity" biri "sexual identity". Cinsel kimlik, kişinin kendini nasıl hissettiğiyle, hangi cinsiyetten hissettiğiyle ilgili. O yüzden psikolojik bir kavram diyoruz. Ben hangi cinsiyetten hissediyorum kendimi? Bu benim cinsel tercihimle alâkalı bir şey değil, cinsel yönelimle de alâkalı bir şey değil. Hangi cinsiyettenim? Kendimi erkek olarak hissediyorum. Şuyum buyum vs gibi.
Eşeysel kimlik ise biyolojik kimlik; o ayrı bir şey. Yani, beden olarak, genital organlara göre hangi cinsiyette dünyaya geldiğiniz. Bunların içine bir de cinsel rol kimliği diye bir tanım var. Dikkat ederseniz, aşağı yukarı beş - altı tanımla bir insanın seksüel yaşantısını tanımlıyoruz. Çünkü tek bir tanım mümkün değil. Yani tek başına, "Bu insan homoseksüeldir." diyemezsiniz. Tıbbî açıdan böyle diyemezsiniz. Eşeysel kimliği nedir, cinsel kimliği nedir, cinsel oryantasyonda neler vardır vs. ile tanımlanır. Cinsiyet rolü de daha çok toplumda kendini hangi cinsiyete yönelik tavır ve tutumlarla ifade ettiği anlamındadır. Bu ayrımcı bir tanımdır. O yüzden de böyle muğlâk bir tanımdır.
Yeşim Atamer: Ben de hemen küçük bir şey ekleyeyim. 88 döneminde gelmiş olan maddede zaten açıkça belirtilmişti: "Evliyse evliliği kendiliğinden sona erer, artı çocuklar varsa çocukların velâyetinin kime verileceği konusunda hakim karar verir." şeklinde açıklanıyordu. Dolayısıyla, yasadaki ifade tamamıyla nötr. "Transseksüel olmayana velâyeti verir." tarzında bir ifade asla yoktu. Hakimin bu konuda takdir yetkisi vardı. Dolayısıyla, bugün itibariyle baktığımızda, böyle bir sorun zaten ortaya çıkmayacak kabulünden yola çıkmış kanun koyucu. Neden? Evli olan zaten cinsiyet ameliyatı geçiremez. "Transseksüellik nedeniyle ameliyatı geçiremeyeceği için, velâyetiyle ilgili bir sorun da doğmayacak" diye düşünülüyor ama dediğim gibi böyle bir şey olabilir. Büyük ihtimalle böyle bir vaka yaşanacaktır; özellikle yurt dışında yapılan ameliyatlar açısından. Dolayısıyla, burada hakim ne yapacak? Herhangi bir davada, evlilik sona erdiğinde, boşanma sonrasında sona erdiğinde nasıl karar veriyorsa burada da aynı şekilde karar verecek. Fakat uygulama açısından baktığınızda çok büyük çoğunluk (daha doğrusu ben bugüne kadar aksini görmedim) hep tabii ki diğer eşe verilmesi, yani transseksüel olmayan eşe verilmesi söz konusu. Eşcinsellik konusunda baktığınızda, evlât edinme meselâ, alanlardan bir tanesi. Transseksüellere karşı çok daha katı tutum takınıldığı açık. Eşcinsellere karşı o kadar yoğun değil ama hakimler açısından bence hiçbir şekilde velâyetin transseksüele verilmesi ihtimali yok gibi geliyor bana, uzun bir süre daha.
Soru: Ben bu cinsiyet değiştirme ile ilgili madde üzerine konuşmak istiyorum. Bence rüştünü kazanmış olmak gerekmiyor. Çünkü Medeni Kanun'a göre, kişinin, şahsına bağlı olan haklar konusunda, rüştünü kazanmasa da -16 yaşında da olsa, 17 yaşında da olsa- söz sahibi olduğu kabul edilmiş. Nasıl ki bir nişanlanma konusunda, manevî tazminat konusunda 16 yaşındaki bir genç de velisinin iznini almadan dava açabiliyorsa, bence bu konuda da 18 yaş kriterinin kaldırılması gerekiyor. 2002 yasasından, yani 2002'deki Medeni Kanun değişikliğinden önce şöyle bir eleştiri vardı: Mahkemeler artık bir onay makamına dönmüştü, noter gibi hizmet görüyordu. Bu olay bittikten sonra, sadece bunu tescil ettirmek kalıyordu. Fakat bundan sonra, yani o eleştirilere karşı bu kadar ağır, bu kadar kısıtlayıcı bir madde getirilmesi de kişinin haklarına yönelik bir kısıtlama niteliğinde. Belki anayasaya aykırı; tabii o açıdan bakmak lâzım. Hakkın özünü ortadan kaldıran bir düzenleme bu. Kişinin, 18 yaşını doldurmasa dahi "fahrik" ve mümeyyiz olmasının (yani yaptığı işlemi fark edebilir, yaptığı işlemin sebep ve sonuçlarını bilme, bunu ayırt edebilme gücüne sahip olmasının) yeterli olması gerekiyor. Belki bu noktadan anayasaya aykırılık itirazında bulunulabilir. İlânlar ne kadar süre içerisinde uygulanabilecek? Şimdi normal prosedüre baktığımızda, mahkeme kararları 10 yıl geçerlidir ama burada farklı bir durum var. Kişinin başka nedenlerle ameliyat olamaması söz konusu olabilir. Sürekli geçerli olması gerektiğini düşünüyorum ben. Evli olma durumunda da herhalde bunu bir bekletici mesele yapacaktır mahkeme. "Önce boşan ondan sonra bu davanı takip edelim." diyecektir diye düşünüyorum. Doktorların böyle bir ameliyat yapmasına yasada böyle bir engel var; fakat ceza kanunda buna ilişkin bir yasaklama, ceza hükmü yok. Öyle olduğu için doktorlar açısından bir suç oluşturmayacaktır. Bir de şunu düşündüm ben. Sabahleyin söylemek istedim ama zaman çok sınırlıydı. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcığın önlenmesi sözleşmesi var; SEDA. Bu travesti ve transseksüeller için de uygulanmalı. Meselâ zayıf durumda olanlara ilişkin uluslararası düzenlemeler var. Ayrıca yasalarda koruyucu hükümler var. Örneğin çocuk hakları sözleşmesi var. Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi ya da medenî ve siyasal haklar, ekonomik haklar sözleşmesi var. Bu şekilde, eşcinsellerin haklarına ilişkin bir uluslararası sözleşme de düzenlemesi gerekiyor. Bunu oluşturmak gerekiyor. Her ne kadar, Türkiye mevcut tüm uluslararası sözleşmelere imza atıp bunlara uymasa da, bunlara ait yasal düzenleme yapmasa da, belki böyle uluslararası bir şey oluşturmak gerekiyor. Diğer hukuklardaki gelişmeleri takip edebilmek, Türkiye'de uygulanmasını sağlamak açısından bizim için de önemli olacaktır. Velâyet konusunda bir şey söylemek istiyorum. Neticede Yargıtay'ın geleneksel bakış açısı tüm kararlarına yansıyor, yani bırakın eşcinselleri, kadınlarla ilgili bile "karnından sıpayı, sırtından sopayı" kararları vardır Yargıtay'ın. Bu anlamda, çocuk hakları sözleşmesi ve yeni Medeni Kanun'da "çocuğun görüşü aranır" diye bir hüküm var. Bu da çok önemli diye düşünüyorum bu noktada. Yani baba her akşam içip gelip çocuğa şiddet uyguluyorsa, daha sonradan ameliyat olan bir ebeveyninden daha iyi değildir herhalde. Yani bu kriteri de ortaya koymak gerekiyor.
Gökhan Oral: Daha çok katkıydı sanıyorum söyledikleriniz. Faik ve mümeyyiz tanımınız, diliniz sürçtü herhalde; o, suça karşı kullanılan bir tanım ve günümüzde kullanılmıyor artık. Anlam ve sonuçlarına gelince... Benim bildiğim, mümeyyiz olup olmadığı, Medeni Kanun'a göre önemli. Ben hukukçu değilim ama, orada herhalde öyle oldu. Belki Yeşim Hanım'a da bir cevap olacak bu. Galiba "Cinsiyetini farklı bir cinsiyetle değiştirme, ileride, geri dönülemeyecek, çok önemli bir karar olduğu için, kanun koyucu bunu 18 yaş sonrasına bırakmayı tercih etmiştir." diye ifade ettiniz doğru hatırlıyorsam. Şimdi oradaki sıkıntı şu; bir transseksüel için, gerçek bir transseksüel için konuşuyorsak, 18 yaşına kadar, geriye dönülmeyecek bazı değişiklikler de oluşmuş oluyor. Çünkü diğer cinsin endokrin etkisiyle bedeninde çok değişiklik oluyor 18 yaşına kadar. Asıl onlar geriye dönülmeyecek ya da dönmesi çok güç olacak bazı değişiklikler. Kemiklerin uzamasından tutun genel yapılanmaya kadar. Yani "şimdi ve burada" kararına göre bir an önce yapılması tıbben daha uygun. Sonraki değişiklikler değil, asıl o andaki değişiklikler daha ürkütücü diye düşünüyorum.
Yeşim Atamer: Bu noktada ben taraf tutar gibi konuşmuyorum zaten. Bir noktayı görmek lâzım. İşin iki cephesi var. Bir tarafta gerçekten haklısınız; ilerleyen yaşla beraber sorunlar artıyor, geri dönülmez etkiler kalıyor, tamam. Diğer taraftan baktığınızda, hukukta her zaman, belli bir kararı verebilmek için belli bir olgunluk aranır. Dünya çapında baktığınıza, o olgunluk yaşının 18 olduğunu görüyorsunuz. Yine transseksüellikle ilgili Avrupa genelinde yasalarda, en azından benim görebildiğim kadarıyla, 18 yaş altına izin veren bir tane yasa yok. Bu gerçekten ciddi bir gösterge. Sonuç itibariyle oradaki kaygı, insana, bu geri dönülmez kararı mümkün mertebe en iyi şekilde algılayabileceğine inandığımız bir yaşa kadar götürüp orda vermesini beklemek. Hiçbir şekilde, 18 yaşının altında bu kararı alamaz. Çünkü, "münhasıran şahsa bağlı hak" olmasına rağmen, tıp mevzuatına baktığınız zaman, meselâ Hasta Hakları Yönetmeliği, tıbbî bütün müdahaleler açısından velinin iznini arıyor. Ayrıca vasinin de iznini arıyor. Bunları, münhasıran şahsa bağlı hak olarak nitelendirmiyor. Dolayısıyla, bugünkü mevzuat açısından baktığında, sırf transseksüelliğe ilişkin ameliyat değil, bademcik ameliyatı bile olsan, gidip velinin iznini almak gerekiyor. O açıdan herhangi bir fark yok. Süre açısından baktığınızda, 10 yıllık bir süreyi mahkeme kararlarına ilişkin olarak nerden çıkarıyorsunuz, tam çıkaramadım. Bir zaman aşımı süresi açısından mı benzetme yapıyorsunuz? Burada, benzeyecek bir kurumdan bahsetmiyorum ama 10 yıl çok uzun bir süre. Doktor açısından baktığınızda, karşısındaki kişinin, 10 yıl önce transseksüel yapıda olması gibi bir durum var. Dikkat edin, bu mahkeme kararı cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu teyit ediyor. Yani, kişi bu ameliyatı olmazsa ruh sağlığı bozulacak. Ama 10 sene yaptırmamış. O zaman burada, bu mahkeme kararının temelinde yatan doktor raporu konusunda bir şüphe uyanacak tabii ki. Artı, doktor açısından da ceza yaptırımı olacak mı? Olacak. "Malpractis" yasası geliyor Türkiye'ye. Dolayısıyla, burada yasa açısından baktığınızda, her halükârda bir suç da teşkil edecek bu.
Soru: Benim sorum da yine biraz hukuk açısından olacak. Türkiye'de yasaların çok hızlı değişmediğini göz önüne alalım. Bu transseksüellikle ilgili yasa 2002 yılında değişmiş. Siz yurt dışındaki bazı gelişmelerden de haberdar olduğunuzu söylüyorsunuz. Yani hükümetin yasaları Avrupa düzeyinde değiştirme eğilimi olursa, Türkiye'de bu yasaların değişmesi acaba ne yönde olacak ve siz bunun ne kadar yakın olabileceğini düşünüyorsunuz? Biraz daha zamanımız olduğunu düşünüyorum. Yurt dışındaki gelişmeleri biraz aktarabilirseniz, bizim transseksüellikle ilgili yasaların ne tarafa gidebileceği hakkında fikrimiz olabilir.
Yeşim Atamer: Zaman olduğu konusunda galiba buradaki dinleyiciler mutabık değil. Dolayısıyla, onun detayına izin verirseniz girmeyeyim. Sadece bir bakmak için, daha sonra isterseniz bilgiyi ben size seve seve yazılı olarak aktarabilirim. "Bir değişiklik beklenebilir mi?" sorusuna ben şahsen "Hayır." derim. Çünkü Medeni Kanun'da yer alıyor. Medeni Kanun'daki bu hükmün değişmesi kolay değil. Medeni Kanun'u hepimiz biliyoruz; Medeni Kanun'un değişmesi için yaşanan tartışmaların sürecini biliyoruz. Türkiye, Medeni Kanun'u 70'li yıllardan beri değiştirmeye çalışıyor. Zaten bir sürü başka aksayan yerleri vardı. Dolayısıyla, bir kez böyle bir şeyi medeni kanunun içine aktardıktan sonra, değiştirilmesi uzun bir süreç gerektiriyor. Başka ülkelere bakın. Onlar, ayrı, bağımsız bir yasada düzenlenmiştir. Doğru olan da odur zaten. Medeni Kanun'daki bir tane maddeyle bunu düzenleyemezsiniz. Çünkü bunun inanılmaz farklı boyutları, cepheleri var. Meselâ, Sosyal Sigortalar, emeklilik yaşı gibi örneklere bakın. "Kadın erkek, erkek kadına dönüştü; ne olacak?" tarzında, akla gelmeyecek envai çeşit sorun var. Türkiye bunu Medeni Kanun'a bir kez koymakla, gerçekten uzun bir süreç için kendini bağlamış oldu. Ne olabilir? Demin dediğim gibi, olsa olsa Anaysa Mahkemesi'ne gitmesi, bu maddenin iptal edilmesi, ondan sonra yapılacak yeni bir düzenleme... Akla bir tek o çözüm geliyor ama MK yakın tarihte değişmez. Dediğim gibi, diğer bilgileri isterseniz ben seve seve size e-mail ile aktarabilirim.
Soru: Ben hukukçu değilim; ben de doktorum, tıp doktoruyum. Bir üreme sağlığı biriminde çalışıyorum. Bahsettiğiniz, "üreme biçimi yeteneğinin sürekli biçimde yoksun olması" kriteri saçma sapan bir olay. Bu kanun çıktıktan sonra Çapa'da, (Şahika şimdi gitti, onun takip ettiği) bir transeksüelin cinsiyet değiştirme ameliyatı gündeme geldi. Bu yasa gereği ne yapacağımızı düşündük. Vazegtomi yaptık. Önce vazegtomi yaptım. Vazegtomi raporunu yazdık. Ben vazegtomi raporunu çok ayrıntılı yazmıştım. "2827 sayılı yasaya göre, kendi isteği ile, sonuçlarını bilerek kısırlaştırılmıştır." dedim. Mahkemeye gitmedi henüz. Şimdi aramızda tartıştığımız bir nokta var: Bu kişi "Ben kesinlikle mastürbasyon yapamam" diyor. "Böyle bir alışkanlığım yok. Penisimle barışık değilim. Hiçbir şekilde mastürbasyon yapamam." diyor. Mahkeme, bu rapora rağmen eğer spermiyogram isterse burada tıkanıp kalacağız. Eğer mahkeme, hakim gelip de spermiyogram da isterse iki seçenek var: Biz sahte bir rapor mu düzenleyeceğiz, ya da mahkeme bu kişiyi resmî bir yere gönderip, orada adamın eline şeyi de verip, gözetim altında mastürbasyon mu yaptıracak? Yoksa bizim vereceğimiz düzmece raporu kabul mu edecek? Bu noktadayız.
Gökhan Oral: Aynı sorunu Cerrahpaşa'da biz de yaşıyoruz. Bizim aile plânlaması ve nüfus plânlaması bölümleri ile ortak çalışıyoruz. Üreme yeteneğinden nasıl yoksun, nasıl olacak da olacak? Sanıyorum yanlış biçimi gerçekten var orada. Ya da birisi sağlık ansiklopedisini açıp yazdı herhalde. Bir şekilde, dolaylı duyumlara göre bu tartışılırken birisi, akl-ı evvelin birisi ortaya çıkmış ve demiş ki; "Ne yapıyorsunuz siz? Bu ameliyat sonrası, kişi bir yeteneğinden mahrum kalacak: Üreme yeteneğinden. Biz direkt suç işlemiş oluyoruz hukukî mantığa göre. Dolayısıyla bunu buraya eklemek zorundayız." Hukukun kendi bilimsel mantığı içerisinde bu oldukça uygun bulunmuş ve eklenmiş gibi bir durum var. Şimdi pratikte nasıl bir sonuç açacağı meselesi ayrı bir sıkıntı. Hakikaten nasıl sperm alacağız? Alamıyoruz biz de. Yani "Mastürbasyon yapamam." diyor. "Hayatım boyunca yapmadım." Yani nasıl alacağız spermi? Üreme yeteneği var mı, yok mu ona bakacağız. Nasıl olacak? Biz yazmıyoruz. Biz hiç yazmıyoruz! Siz de onu deneyebilirsiniz. Vazektomi ile falan bence hiç uğraşmayın. Tavsiyem, biz hiç o soruya cevap vermiyoruz, siz de vermeyin. Şimdiye kadar bir sorun çıkmadı. Yani diğerlerini yazıyoruz, o soruya cevap vermiyoruz. "Ruh sağlığını bozacaktır, şudur, budur, vs." Şimdiye kadar bir mahkemeye çağırılmadık. Bilmiyorum, belki bir gün bir savcı çağırabilir. Ne yapacakları belli de olmaz. Çünkü bir keresinde "Bu erkek spermi mi kadın spermi mi?" diye soru da sormuşlardı. (Gülüşmeler) Biz de ukalâ bir yazı yazdık: "Kadın spermi olmaz; bu erkek spermidir." Mahkemeye hakaretten, mahkemeye çağırdılar. "Sen soruma cevap ver; ne akıl veriyorsun?" diye. (Gülüşmeler)
Soru: Biraz ilginç bir tablo ortaya çıktı. Travestilik ve transseksüellik konusunda hukuk söylemi tıp söyleminden sözde veri alıyor. Yani belli tespitler alıp, onlara dayanıp, belli insanların hayatına müdahalede bulunuyor. Hakları ya tayin eder, ya tayin etmez. Şimdi burada önemli bir nokta var. Gökhan Bey, tıp söyleminin geliştirdiği bazı kavramları eleştirmeye başladı. Kafasında soruların olduğunu da söyledi. Ayrıca sempozyumda, aslında daha çok sosyal kuram açısından toplumda eşcinselliğin ve travestiliğin kuruluşuna bakan bir çok konuşmacı vardı. Ben şuna inanıyorum: "Bu gerçek beden nedir? Gerçek cins, cinsiyet nedir?" tartışmalarının daha bilimsel olması için bence enterdisiplinel yani dallar arası bir çalışma projesinin başlatılması çok önemli. Meselâ son dönemde Foucault, Lacan, Buttler gibi bir sürü yazar, aslında (Trupin çok değil) 19. yy'den bu yana beden üzerine yarattığı söylemleri eleştirmeye başladı ve bedensel bir gerçeğin aslında biyolojik diye tanımlanan tarzda olmadığı kanısına vardılar. Bu tartışmaların son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Sormak istediğim soru, Türkiye'de bu konuda çabalar var mı, ya da olmasının şansları nasıl? İkinci bir sorum daha var. Meselâ Amerika hakkında şunu biliyorum: Leslie Finework diye bir yazar var. Amerika'da bir çok bebeğin, hemen doğuşundan sonra, irtibaslı, yani çift cinsiyetli bir durumundan kurtarılma niyetiyle ameliyat olduğunu yazıyor. Amerika'daki bazı insan hakları grupları diyor ki: "Bu gerçekten genital muntasımdan, yani kız sünnetinden daha ağır, ya da o kadar ağır bir ameliyat". Orada tıp, gerçekten, kendi yetkisini tamamen aşarak insanın hayatına müdahalede bulunuyor. "Bir insan, 18 yaşına varmadan cinsiyet değişikliğine uğrayabilir mi?" sorusu sorulurken ben de şunu sormak istiyorum: "Türkiye'de insanlara daha bebek yaşında bu tür ameliyatlar uygulanıyor mu ve orada nasıl bir durum söz konusu?" Çünkü biliyoruz ki her toplumda, bir dönem hermafrodit diye tanımlanan insanlar çok sayıda var gerçekten. Bu durum Türkiye'de nasıl diye soracaktım.
Gökhan Oral: Soruyu doğru anladığımı düşünüyorum. Bunların tartışılacağı disiplinler arası bir plâtform Türkiye'de oluşturulabilir mi? Tabii ki oluşturulur. Bu tartışma ne kadar bilimsel olur; onda tereddütteyim. Spekülâsyondan ibaret kalabilir, çünkü yapılan çalışma, akademik çalışma sayısı, Birleşik Devletler'de ya da başka Batılı ülkelerde olduğu gibi çok fazla değil. Fakat, bu tartışmanın insanların bakış tarzında bazı esneklikler getirebileceği doğru. Galiba diğer kısımdan anladığınız şey şu: Tıp insanların cinsel hayatına niye bu kadar fazla giriyor? Girmeli mi? Genital deneyle bu kadar fazla niye meşgul? Bunlardan derdi ne, zoru ne? Bu biraz şundan kaynaklanıyor belki: Cinsiyeti beden mi belirler, beyin mi belirler? İşte bu, aydınlanma çağının tıbba getirdiği bilim felsefesiyle ilgili bir şey. Çünkü ölçülebilir, sınıflanabilir şey o. Bir de, akademik çevre için konuştuğumuzda, ancak bunu böyle yaptığınızda adı bilim oluyor. Ancak, son 20-30 yıldır, bütünleyici bakışlar yaygınlaşmaya başladı tıbbın içinde de. Yani, artık böyle bir ayrım yapmıyoruz. Yani "Beden, beyin, ruh... Bu şunu yapar, bu bunu yapar, bu bunu yapar; genitaller şu işi yapar." gibi çok somutlayıcı bakıştan yeni uzaklaşıyor tıbbın kendisi. Bu, aynı zamanda tıbbın kendi seyahati, kendi içindeki serüveni. O serüvenin de çok başında tıp. Açıkçası hâlâ, bilimsel olduğunu iddia ettiği halde, nötral ve objektif davranmaya gayret ettiği halde, kendi etik kurallarını, deontolojisini iyi tanımlamaya çalıştığı halde, toplumun baskısından, infialinden, kızgınlığından, sosyal kurallarından kendini bütünüyle ayıramıyor. Geçmiş yüzyıllardaki ayıramama sonucu, ne bileyim, meselâ eşcinsellere lögotomi uyguladı hekimler ve bunu hukuk eliyle yaptılar. Fakat bunu çok kısa sürede fark ettiler ve aynı hatayı yapmamak için çok gayret gösteriliyor. Tüm gayrete rağmen, opposite sex, disorder gibi çok yönlü tanımlar da var. İşte, biz de toplumun bir parçasıyız, biz de gelişiyoruz. Umarım sorduğunuz soruların cevabı oldu. (Dinleyici onaylıyor).
Yeşim Atamer: Süremiz dolduğu için artık sorulara izin veremiyoruz. Saat 7'yi geçmiş durumda. Bütün katılımcılara ve bizi aydınlattıkları için konuşmacılara çok çok teşekkür ediyorum.
Aslı Atamer: Burada olanlara, olamayanlara ve dinleyicilere çok teşekkür ediyoruz. Ben kendi adıma çok verimli bir gün geçirdim. Umarım herkes ilham almıştır dinlediklerinden. Herkese iyi akşamlar.
Eşcinsellere Yönelik Ayrımcılık ve Şiddet Sempozyumu
İstanbul Bilgi Üniversitesi / Mayıs 2003
V. Oturum / Travesti ve Transseksüellerin sorunları
|