"Reklamın iyisi kötüsü olmaz derler ama, bıktık artık sapık rollerinde oynamaktan."
Her Cuma akşamı cnbc-e'de gerilim filmleri gösteriliyor. Geçen akşam da “Cinayet Dakikaları” adlı bir film gösterildi. Film çekildiği döneme göre çok sıra dışı; hatta filmdeki “özdeşleşmeler” hala geçerliliğini sürdürüyor. Nasıl bir film miydi? Bir gazete ekinin yazdığı konuya göre şöyle: Kadın kılığında dolaşan bir katilin, özellikle kendini teşhir etmeye meraklı kadınları tahammülsüzlüğünden kaynaklı nefretini onları doğrayarak göstermesi. 1980 yapımı bu film, o dönem gerilim filmlerindeki suçlu tipini gösteren bir ayna görevi üstleniyor. Peki bu suçlu tipi kimin üzerinden gerçekleşiyor? Tabi ki lubunyalar üzerinden. Amerikan film endüstrisinin merkezi olan Hollywood'da önceleri umursanmayan lubunyalar, 69 yılında gösterdikleri eylemlerle kendilerinden söz ettirdi. Popüler film endüstrisi de bu gerçekliği kullanmak zorunda kaldı. Fakat tüm doğallığıyla değil, tam aksine tüm alaycılığı ve yanlılığıyla. 60'lı ve 70'li yılların başında kurban rolünü üstlenen eşcinseller, 80'li yıllardan itibaren katil olmuşlardır çünkü artık toplum için gerçek bir tehdit olmuşlardır. Bu tehdidi ortadan kaldırmanın en belirgin yolu da eşcinselleri kötülemektir. Ama piyasanın bu yolla kötülemesine gerek kalmadan Amerika'da AIDS ortaya çıkar ve eşcinsel camiaya baskı uygular.
Neyse biz filmimize dönelim. Filmdeki transseksüel katil bir psikoloğa gitmektedir çünkü lubunyanın tam bir kadın olması için doktordan ameliyat izni alması gereklidir. Anlayacağınız, madilik abla. Çünkü doktor, bizim lubunyanın kadın ve erkek cinsi arasında çekişme görmektedir. Bu da doktorun ameliyata izin vermemesi için bir gerekçedir.Yani denyolara ameliyat nakka! Ayrıca doktor, terapi seanslarını kaydettiği teybi tekrar dinlerken, lubunyanın kendisini erkek bedenine sıkışmış bir kız çocuğuna benzettiğini duymuştur. Siz siz olun, böyle falso laflar etmeyin gacılar! Ayol hangimizin içinde bir kız çocuğu yok ki. Yıllardır bu gerçeklikle yaşamıyor muyuz? Her neyse, sonuçta lubunya bu kadar madiliğe dayanamayıp kadere isyan edercesine tüm teşhirci kadınları doğrar. Her şey bir yana filmde benim ilgilimi çeken bir sahne var ki o da doktorun transseksüellik üzerine program izlerken bir transseksüelle yapılan röportaj. Önceleri gayet laço vari olan bu ablam, içindeki kadının sesini duymuş ve kadın olmuştur. Bu lubunya gacılığa terfi etmeden önce üç çocuk sahibi bir adammış. Lubunya kür putka yaptırmadan önce heteroseksüel ilişkilere girdiğini söylüyor. Bunu duyan sunucu, heteroseksüel ilişkilere giren birinin neden transseksüel olduğunu anlayamadığını soruyor. Bizim lubunya da “ben hayatım boyunca heteroseksüeldim” diyerek, lafı yapıştırıyor. Böylece cinsiyet kimliğiyle cinsel yönelim arasındaki farkı bu kadar net bir şekilde ifade etmiş oluyor ablam. Aslında film madi vari olmasına rağmen inceden inceye bazı şeyleri doğru anlatıyor.
Elbetteki film, dolaylı olarak transseksüelliği bir ruh hastalığı olarak gösteriyor. Bu da yetmezmiş gibi katil yapıyor. Bu, tv kanallarında beybilerin yaptığı madiliklerin gösterilmeyip lubunyaların falçata çekişlerinin gösterilmesine benziyor. Ayrıca lubunyaların has gacı düşmanı olduğu gösteriliyor. Yani hem potansiyel katil, hem de has gacı düşmanı ilan ediliyoruz.
Bu arada filmin baş rol oyuncusu, Michael Cane adında bir lubunya. Kendisi doktor rolünde. Michael Cane, İngiliz asıllı bir oyuncu ve lubunyalığını gizlemiyor. Bu filmde oynaması da pek şaşırtıcı değil yani! Eğer filmi izlerseniz filmin sonundaki sürpriz de sizi şaşırtmayacaktır.
Her şey bir yana abla, reklamın iyisi kötüsü olmaz derler ama bıktık artık sapık rollerinde oynamaktan. Artık gacılara kraliçe rolü falan versinler.Gacılığa da bu yakışmaz mı ayol! Zaten hepimiz doğuştan kraliçe değil miyiz!
sürmelican
|