demet'in tepindii köşe / kentsel dönüşüm mü, kentsel defoluş mu!?


Bugünlerde İstanbul'da hummalı bir çalışma var. Nedeni de kensel dönüşüm. Neyi ve kimi dönüştürüyorlar, bu dönüşüm kimlere yönelik? Evet, biliyoruz: yoksullara, Kürtlere, Romanlara, Alevilere, travesti ve transseksüellere yine rahat yok. İstanbul'un yıllar önceki kenar mahalleleri, yıllar sonra ortalarında kaldı. Bu mahalleler şunlar: Tarlabaşı, karşı yakada Selamsız, Kuştepe, Armutlu ve Sulukule. Ya buralarda oturanlar kim? Sulukule, Kuştepe ve Selamsız Romanların oturduğu semtler. Armutlu Alevilerin, solun yoğun olduğu bir semt. Ve Tarlabaşı Romanların, Kürtlerin, Travesti ve Transseksüellerin, yoksulların yoğun olduğu yerlerden. Kasımpaşa, Hacıhüsrev, Hacıahmet ve Piyalepaşa mahallelerinde Aleviler, solcular, yoksullar, Kürtler ve romanlar oturuyorlar. Her şeyin 'öteki'leri vurması, hatta doğal afetlerin bile ayrımcılık yapması... Sel, deprem gibi afetlerin hep yoksulları vurması bilinmektedir. Ben bu yazımda biraz da geçmişe dönmek istiyorum geçmişten bugüne gelmek ve çeşitli anekdotlar çıkarmak adına. Ötekilerin nerelerden ve ne amaçla geldikleri üzerine görüşlerimi sunarak başkalarına bilgi aktarmak, unuttuklarımızı hatırlamak ve hatırlatmak istiyorum.

Kürtler üç binin üzerinde köyün yakılarak ve yıkılarak zorla boşaltılması, yüz binlercesinin büyük kentlere göç ettirilmesi, büyük kentlerde arazi mafyasından alınan arazilere gecekondu yapılması, daha sonra seçim dönemlerinde oy için bunlara gözyumulması, seçim sonrası yıkım kararları alınması. Buna sadece Kürtler değil, tüm yoksullar dahildir.

Romanların çok yıllar öncesi gelip yerleştikleri kenar mahalleler, yıllar sonra şehrin orta yeri oluverdi. Aleviler de aynı akıbete uğramışlardır, ya da solcular da... Bir diğer örnek de Tunceli, diğer adıyla Dersim'e, birçok doğu ya da güneydoğu kasaba ve köyünde olduğu gibi gıda ambargosu uygulanması. Doğuda hayvancılık bitmiş durumda. Travesti ve transseksüeller için de durum aynı: Birçoğumuz doğduğumuz köyde, kasabada, şehirde oturamaz ve yaşayamaz durumdan kurtulmak için büyük kentlerde yaşam alanı bulmaktayız ya da yeni yaşam alanları yaratmaktayız. Aynı şiddeti travesti ve transseksüeller de yaşıyorlar. Nereden kovulmadık ki? Abanoz, Cihangir, Ülker Sokak, Tarlabaşı, Bayram Sokak...

Eğer gitmiyorsan polis şiddeti: Evler basılıyor, kapılar kırılıyor. Ondan da mı korkmuyorsunuz, derhal mahalleli ya da sivil faşistler ve mafya devreye girer. Hala mı direniyorsunuz? Alın size Tunceli'deki gibi gıda ambargosu. Ülker Sokak'ta olduğu gibi bakkallardan alışveriş yasaklanır. 'Onlara mal satarsanız derhal kapatırız dükkanlarınızı!' Bir bakkal dükkanı, bir su istasyonu ve kuaför kapatıldı. Buna da mı direniyorsunuz? Alın size doğudaki gibi; orada köyler yakıldı, burada da evlerin bazıları. Ülker Sokak'taki bir ev, Bayram Sokağı'ndaki iki ev... Giden gitti, tek tük kalanlar var, son kale, orası da yıkılırsa bu iş biter. Hala direniş var. Alın size ülkücüler, sivil faşistler 'yıl başına kadar size müsaade' diyorlar. 'Yoksa o da gözünüzü korkutmazsa bu işin belediyesi var, derhal imar kanunu oturduğunuz evin yerinde yol geniş-letmesi olacak, ona göre... biz güçlüyüz, polisle, askerle yaparız işimizi. O da olmazsa meclis ve belediye, o da olmazsa sivil faşistler ve mafya... haydi, görürsünüz gününüzü ötekiler!'

Neyse ki bir avuç kararlı insan direndi bütün şiddete ve işkenceye. Neyse ki istimlak olmadı da hala yerimizdeyiz.

Gelelim diğer semtlere... Hortum Süleyman 1997 yılında Beyoğlu'ndan Fatih ilçesine gitti. Yine orada bir 'öteki' bulmuştu. Buna çok sevinmişti. Vatan-millet aşkına o rengarenk hortumlarını havada savurdu. Renault veya Tofaş ürünü arabasına atlayıp, dıkıdım dıkıdım, hır hır hır motor sesiyle yıpranmış Bizans surlarının dibindeki Romanların mahallesi Sulukule yani Sultan mahallesinde soluğu aldı. 200 yılı aşkındır yaşayan bir semttir Sulukule. Eski İstanbul'un cumbalı, viran, eski, unutulmuş evleri. Yüzyıllardır İstanbul'un çapkın, hovarda, eğlenceyi seven erkeklerini eğlendirdiler, yedirdiler, içirdiler. Göbecikleri attılar, meşhur Mastika ve Kelle şarkıları söylendi, odaların içinde çınladı, hatta sokaklara taştı. Oysa onlar insanları eğlendirerek ekmek paralarını kazanıyorlardı. Ama 'öteki düşmanları'na göre onların onların para kazanmaya hakları yoktu. 'Aç kalsınlar, taş yesinler, hayır olur mu; taş bile çok onlara.' Ona ün kazandırmıştı meşhur renkli hortumları. Beyoğlu'nu dümdüz etmişti bir kez doksanlı yılların başında. O yetmedi. Doksanlı yılların ortasında yine ötekiler palazlanmıştı. Bu sefer başka ötekiler de vardı. Kürtler çoğalmıştı. Ya sokak çocukları, onlar henüz doksanlı yılların başlarında yok denecek kadar azlardı ama ortalarına doğru görmezden gelinemeyecek kadar çoğalmışlardı. Bir de bu yetmezmiş gibi Habitat vardı. 'Olur mu efendim? Biz Türk milletiyiz, yabancılara güzel görünmeliyiz. Bizde ne Kürt var ne Roman, ne travesti var ne transseksüel, ne sokak çocuğu... Hele bir de ne oluyor bu sokak hayvanlarına? O ne öyle kediler, köpekler... derhal yok olmalılar. Kediler ve köpekler derhal Belgrat ormanlarına! Travesti ve transseksüeller şehrin göbeğini terk edin, nereye giderseniz gidin. Sizleri Eskişehir'e gönderdik Gebze'de trenden atlayıp geldiniz. Kilyos yoluna, Belgrat ormanına bıraktık çırılçıplak, hatta paralarınızı bile aldık arabalara binip gelemeyesiniz diye ama siz ne yaptınız? Kömür kamyonlarına binip geldiniz. Bir de kamyoncular düzdü sizi yine akıllanmadınız. Ormanda yere kazık çaktık, sizi üzerine oturmaya zorladık ama nafile, yine kurtuldunuz.

Ya şu Kürtlere ne oluyor? Evlerini yaktık yıktık, birbirlerine kırdırdık, gıda ambargosu koyduk aç bıraktık, gele gele geldiniz Tarlabaşı'na. Olmuyor, olmuyor... şehrin göbeğinde ne işiniz var sizi gidi yoksullar, Kürtler, Aleviler, solcular, Romanlar, sokak çocukları, travestiler, dönmeler, kediler ve köpekler? Sizlere, yani ötekilere her türlü oyunu oynadık, hileyi yaptık, birbirinize kırdırdık; mesleğiniz hırsızlık, pezevenklik, seks işçiliği, kapkaççılık... ne ararsan var toplumun suç saydığı... Ama hepinizden arpamızı, sakalımızı yani rüşvetimizi aldık; ama arka sokaklarda ama evlerde. Kürdü Romana, Aleviye kırdırdık ama en kötüsü Kürdü, Romanı, Aleviyi, Sokak çocuklarını saldık travesti ve transseksüellerin üzerine. Nasıl olsa onların arkasında kimse yok, onlar ötekinin 'öteki'si.' Birtek kedi ve köpekler dinlemedi onları, onlar tarafsızdı.

Yine iş bitmedi, tarlabaşı yıkılacakmış Kensel Dönüşüm Projesi kapsamında. Bu projeler hiç bitmiyor "ötekiler" oldukça...

Aklıma 97-98 yılları geldi. Henüz birkaç yıl olmuştu ÖDP'ye üye olalı. O yıllarda yine bir yıkım furyası vardı. Adı Yap-Boz konulmuştu o yıllarda. Kasımpaşa, Hacıhüsrev, Hacıahmet ve Piyalepaşa mahalleleri yıkılacak ve yerine iş merkezleri yapılacaktı. ÖDP nin başını çektiği kampanya ile çevre dernekleri ve halkla yürütülen kampanyalar olumlu olmuştu. Karşılığında yıkım kararı durdurulmuştu ve kazanıldı.

Aynı şeyleri yeniden yapabiliriz. Örgütlenerek itiraz hakkımızı kullanabiliriz. Yeter ki isteyelim. Che Guevera'nın sözü aklıma geldi hemencecik: Gerçekçi ol, imkansızı iste.

Susma, sustukça sıra sana gelecek.

Haydi, yapılacak çok şey var, buralar bizim. Açgözlü kapitalizme geçit vermeyelim. Başka bir dünya mümkün, yeter ki isteyelim. Birleşelim bütün dünyanın ötekileri!

Demet Demir

 

   
Gacıİstanbul © 2006 - Her Hakkı Saklıdır.