Afrika'nın ilkel kabileleri kadın, erkek, yaşlı çocuk beraber ayin yapar, beraber eğlenir, bizim küçümseyen tabirimizle toplu halde gulu-gulu dansı ederler. Bugün Türkiye'nin kırsalında da benzer bir durum hakimdir. İnsanlar düğünlerde beraberce, kadın erkek ayırımı olmadan eğlenir. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde onca yerel muhafazakarlıga rağmen düğünlerde kadınlarla erkekler kolkola halaya durur. Bu nedenle Kürt aile yapısında hiçbir zaman harem selamlık uygulanmamıştır. Harem selamlık Osmanlı saray geleneği ile Cumhuriyet tezine karşı ortaya çıkan siyasal islamın bir direnmesidir. O da tıpkı türban gibi siyasal islamcıların bir tür modernleşmesinin simgesidir. (Bknz Nilüfer Göle, Modern Mahrem) Fakat bu modernleşme, bir bütün halinde sağlıksız ve farklı olanı ötekileştirici, tahrik edici bir özelliğe sahiptir. Kadınla erkeğin arasına adeta duvar ören bu uygulama siyasal islamın modernleşmesinin bir sonucu olsa da özünde ilkeldir. Herşeyden önce yerel kültürle çatışma halindedir. Güneydoğuda yerel dini inanç ve aşiret yapısına rağmen düğünlerde, hatta gündelik hayatın her alanında kadınla erkeğin beraberliğine dokunmayanların, Ankara'da Siyasal Bilimler'den çıktıktan sonra, kadını çarşafa büründürüp harem selamlık uygulamasını başlatmaları manidardır. Kısaca çizdiğimiz bu çerçeve Siyasal İslamcıların modernleşmesine dairdi.
Gelelim seküler Batı dünyası ve onun ne yazık ki taklitçiliğini yapmaktan öteye gidemeyen Türkiyeli eşcinsellerin modernleşme macerasına. Bugün eşcinsellerin Batı Avrupa ülkeleri ile ABD'nin bazı eyalaetlerinde sahip oldukları özgürlük sadece 30-40 yıldan beri vardır. Türkiye'de ise Özal döneminin sonlarından itibaren nispeten hissedilmeye başlanmıştır. Önce Bülent Ersoy olayı ve bu olaydan sonra kimlik bekleyen transseksüellerin sadece o pembe kağıda kavuşmaları, gerçekte ise hiçbir şeye kavuşamamaları... Çünkü hemen hemen hepsi fuhuş yapmaya mahkum edilmiştir.
90'ların ortalarından itibaren Türkiye gey sözcüğüyle yavaş yavaş tanışacaktı. Ve bu tarihte açılan gey barlarla. Transseksüel ve travestilerin takıldıgı barların tarihi çok daha eskidir. Gay barların açılması mevcut düzene ve inanışa da devrimci bir duruştur. Bugüne kadar kadın kılığına giren veya kestiren hem sistem tarafından hem de halk tarafından "iyi" olarak kabul görürken, geyler açılan bu yeni mekanlarda erkek erkeğe yiyişmenin özgürlüğünü yaşamıştır. İlginçtir bu mekanlar kısa sürede -birikmiş açlığın da etkisiyle- çok iyi iş yapmış, transseksüellerin takıldıgı mekanlarsa müşteri kaybetmiştir. Fakat ileride ortaya çıkacak olan tuzaktan kimsenin haberi yoktu. Moderleşme tuzağından. Gerek „Pride“ kutlamalarıyla gerekse eğlence mekanlarıyla artık batıdaki „gey life“ denilen eşcinsel yaşamı birebir taklit eden gönüllüler ve hevesliler vardı. Türkiye de tahmin edilenden fazla bir eşcinsel potansiyele sahipti ve bunları mümkün olduğunca eğilimlerine göre adlandırıp katagorize etmek ve bu katagorilere uygun eğlence şekil ve mekanları yaratmak bir zorunluluk gibi gösterildi. Ülkenin önde gelen bir eşcinsel edebiyatçısı, röportajlarında "Evet ben erkeklerden hoşlanıyorum. Ama ben eşcinsel falan değilim. Öyle tanımlanmayı sevmiyorum" dese de, inatla eşcinsel torbasından yeni torbalar çıkartıldı. Bu noktada Lambda İstanbul ve de özellikle Kaos GL gibi eşcinsel gruplar maalesef kötü bir sınav verdiler. Eşcinsellere yönelik bu tuzağa bilerek ya da bilmeyerek tuzbiber ektiler. Kaos GL'nin ilk açıldığı dönem kapısında yeralan "Bu merkeze travestiler alınmaz" ibaresi ibretlik vesikasıdır. Bu anlamda Türkiye'de GLBTT ler arasında faşistçe uygulamaları başlatan ilk mekan Kaos GL'dir. 70'ler ve 80'lerdeki anlayış 2000'lere doğru tersine esmiştir. Dünün hem sistem hem de vatandaş nezdinde iyi huylusu olan transların yerini geyler almıştır. Hem devlet hem de eşcinsel dernekler nezdinde bir transfobi furyası başgöstermiştir. Eskiden varolan trans mekanlara geyler rahatça girebilirken, sadece gey mekanlar trans almama eğilimine girmiştir. Bu da çok manidardır. Türkiye'de gey ya da lezbiyen almayan hiçbir travesti barı olmamasına rağmen neredeyse bütün gey mekanlar travesti almamaya başlamıştır. Kabaca modernleşmenin ürünü gay yaşam ve barları geleneğin ürünü travesti mekanlarla çatışıyor.
Vahim olan ve üzerinde düşünülmesi gereken bu çatışma ortamında, uzlaşmadan değil, dışlamadan yana tercih kullanılıyor olması. Bu durum hiç şüphesiz eşcinsellerin insan hakları temelinde varolma ve özgürlük mücadelelerine büyük darbe vuruyor. Şöyle ki, eşcinsellerin travesti, gey, ve son olarak lezbiyen adları altında çok sayıda mekana sahip olmaları kazanım gibi görünse bile, derinlemesine incelendiğinde, mevcut durumun fotoğrafı çekildiğinde aslında yenilgi olduğu görülmektedir. İstanbul eşcinsel yaşamının aktörleri Barbahçe ile Sahra'nın ortasında bir yerde buluşmadıkça yerinde saymaya mahkumdur. Bazı "k" - ne demekse- eşcinsellerin dudak büktüğü Sahra, ben çok nadir uğrasam da, aslında en devrimci mekandır her bakımdan. Tabandan gelen bir devrimdir çünkü.
Belki kaba gelecek ama böl-parçala-yönet taktiği bugün eşcinseller üzerinde oynanmaktadır. İşin kötü yanı eşcinsellerin bizzat kendilerinin -bilerek veya bilmeyerek- bu tuzaga gönüllü olarak alet olmalarıdır. Eşcinseller ve Türk eşcinsel hayat tarzı siyasal islamcıların modernleşmeye karşı geliştirdikleri başörtüsü misali bir direnmeyi dahi gösteremiyorlar. Ne yazık ki Türkiye'de eşcinsel yaşam kayıtsız şartsız vahşi kapitalizme teslim olmuş durumda.
Türkiye'de gey yaşam kaçınılmaz olarak modernleşiyor, modernleşmeli de, çünkü kendisi zaten modernleşmenin bir sonucudur. Fakat bizim karşı çıktığımız modernleştikçe ilkelleşmek.
Bütün bu sosyolojik değerlendirmeyi neden mi yaptım? Travesti Deniz'i çoğumuz tanırız. Kendisi üniversite mezunu, yani eğitimli bir insandır. Gey mekanlardan onu hemen hemen herkes tanır. Bu güne kadar bulunduğu mekanlarda en ufak bir rahatsız edici davranışına ben şahsen hiç şahit olmadım. Tek zaafı - ki bence bu zaaf değil erdemdir- ikiyüzlülüğe sığınmaması, dobra olmasıdır. İşte bu arkadaşımızın başına çok onur kırıcı bir olay geldi. Aslında bu onun şahsında tüm travesti ve transseksüellere yapılmış bir hareketti. Deniz mahkum edildiği seks işçiliğinden fırsat bulup - Lambda İstanbul'dan gey arkadaşlarının ısrarı üzerine- bir akşam onlarla eğlenmek için Mor Kedi denilen kafeye gitmiş. Deniz'in orada eğlenen diğer insanlardan tek farkı, minyon yapısı, uzun ve fönlü saçları ve efemine duruşu. İşte onun bu kendisini kendisi yapan tamamen insani olan özellikleri Mor Kedi denilen kafenin sahibi Nehir'in, sözüm ona lezbiyen hanımefendinin dikkatini çekiyor. Deniz'den habersiz Nehir Hanım onun o anda orada oturup eğlenmesinin ticari stratejilerine ters olduğuna hükmediyor. Çünkü Deniz bir travesti. Ve travestiler kötüdür! Geyler iyidir, iyi huyludur. Dolayısıyla Deniz de bir travesti olduğuna göre o da kötüdür. O halde dışarı atılması gerekir. Üstelik bunu gelip ona da demiyorlar. Yanındaki arkadaşlarına söylüyorlar. Arkadaşları da Deniz'e. Ve kızcağızın bütün bir gecesi mahvoluyor. Hiç itiraz etmeden hesabını ödeyip arkadaşlarıyla mekanı terk ediyor.
Dışarıda onu teselli etmeye çalısan gey arkadaşlarına gülerek "Ben eve gideyim en iyisi, siz devam edin. Ben varken siz rahat eğlenemeyeceksiniz galiba" deyip yol alıyor. Taksiye binmek için daha tarlabaşına adım atar atmaz bu kez Beyoğlu polis ekibi yapışıyor yakasına. "Çabuk kimliğini ver. Çantanı boşalt, sprey ne varsa ver!" uyarılarıyla Deniz çaresiz söylenenleri yapıyor.
Allahtan sprey montun cebinde. Hemen kimliği gbt ye yükleniyor. Bilgisayarın başındaki memur, hayret ve küçümseyici bir edayla "Oooo bir de gazetecisin. Üniversite mezunusun hem de. Vay bee. Ne oldu da düştün?" diyor. O sırada çantasını geri toplayan Deniz, memurun gözlerinin içine sertçe bakarak, "sana ne, götüm kaşındı" diyor. "Çabuk kaybol. A..koyd...ibnesi"... Deniz bu iki olayı beyninde sorgulayarak evinin yolunu tutuyor.
Başta da açıklamaya çalıştığım gibi, gey yaşamın yaygınlaşması, gey-lezbiyen barların açılması modernleşmenin, diğer adıyla Batılı'laşmanın bir sonucu. Ancak bu gruplarla mekanlar arasında oluşan çizgilerin giderek sertleştirilmesi modern ilkellikten başka bir şey değildir. Mor Kedi isimli gey-lezbiyen kafede Deniz arkadaşımıza yapılan muamele tek kelimeyle "faşizm"dir.
Tutarlı ve onurlu eşçinsellere düşen görev, bu politikalara sahip mekanları oraya gitmeyerek, gidenleri de gitmemeleri yönünde uyararak protesto etmektir.
derya deniz
|