Herkese selamlar,
Bu ayın gezenti gacısı olarak geçtiğimiz hafta Bursa'daydım. Bursa'da da Ankara'yı ve İstanbul'u aratmayacak derecede madilikler olduğunu birinci ağızdan dinledim. Zaten geçtiğimiz yazı pek iyi geçirmeyen Bursalı gacıların, çöplüklerde beybilerin pişar alıkmalarına kurban kalıp, kestikleri kolilerin 6 Ağustos'ta eylem yapmaya kalkınca bıçakla kovalamaya yeltenmelerinden sonra da çekeceklerinin bitmeyeceği belliydi. Sirkaflarından bir süre zor kafalarını çıkaran, habbelerini alıp evlerine kaçan gacılar için durum biraz daha düzeldi derken yeniden çilingirle gece vakti kapı açmaların, sokakları paparonların işgali başlamış. Geçtiğimiz aylarda Bursa Emniyet Müdürlüğü'nün ahlak masasında çalışan paparonu tayin ettirebilmişlerdi, yerine yeni gelen denyonun da erkekliğini bir şekilde ispatlaması gerekiyordu. Eh, haliyle birinci derecede nem kapılanlar her daim gacılar olduğu için yine polise mukavemetten, teşhircilikten cezalar ödenmeye, gecelik nezarethane ziyaretleri başgöstermeye başlamıştı. Geçen hafta da 8 gacı 2 lubunya gece yarısı evdeyken baskın sırasında dayağa, zorbalığa maruz kalmışlar, birinin kolu incinmiş, diğerlerinin kaşı gözü patlamış. Birkaçı neyseki savcılığa suç duyurusunda bulunmak için avukatla görüşmeye hazırdılar. Diğerleri başlarına daha beter felaketler açılmasından korktukları için seslerini çıkarmamayı yeğliyorlardı, ama bu ses çıkarmama mevzuu nereye kadar? Yaşam haklarımızı ararken suskunluğu tercih etmek, sistem tarafından sessizliğe mahkum edilmek nereye kadar?
Aslında bu şikayet olayını tembelliğe vurmamak gerekir. Paparonların kafalarındaki bazı şeyleri değiştirmek, usulen değil gerçekten de karakolların ve çalışanlarının insan haklarına uygun bir şekilde davranmak zorunda olduklarını üstlerindekilere bildirmek ve olayları belgeleyebilmek adına birşeyler yapmak gerek. Ne olursa olsun bu jobu devamlı yiyeceğiz düşüncesi hatalı. Bunca sıkıntıyı üzerlerimizden çıkarmaya çalışırlarken "elden mutlaka birşey gelir" diye düşünmek önemli. Ağır şiddete maruz kalındığında Adli Tıbba gidip öncelikle darp izlerini gösterip uğranılan şiddeti belgeletmek önemli. Ardından savcılığa gidip suç duyurusunda bulunmalı. Karakoldayken önümüze uzatılan ve bizim yerimize sanki işlediğimiz bir suçmuşcasına doldurulan kağıtları imzalamamalı. Direnmeli ve derneklerle iletişimde olunmalı. Mutlaka barodan da olsa bir avukat gelecektir, mutlaka eziklenmeden paparonların gözlerine de bir dağ verilebilir. Bursa'daki gacıların bir araya gelip birbirlerini destekleyerek yaptıkları suç duyuruları sayesinde ara ara da olsa sokaklar sakinleşiyor, evlerin huzuru artıyor. Gün geçtikçe bizlerin de hak hukuk bildiği anlaşılıyor.
Fakat ne olursa olsun bir yandan başka türlü madilikler devam ediyor. Bursa Gökkuşağı Derneği'nin kapısının üzerindeki pankart zarara uğratılmış, bulunduğu kattaki asansörün kapısının her yerine küfürler yazılmış. Denyo Bursaspor taraftarları ve esnafları ellerinden geldiğince sindirmeye çalışıyorlar gacı dostlarımızı. Yazdıkları "top derneği", "siktirin gidin" lafları zaten pek yabancı olmadığımız kelimeler. Bize bari daha orjinal birşeyler söyleyin de gülelim ayol. Size yanıt olarak: "Yok anam bi yere gitmiyoruz, sapasağlam burdayız, inatla da duracağız..." (sözümü Bursalı gacılardan aldım, o da aynen böyle söylemişti).
Sezen Aksu'nun bir şarkısı vardı "Denge" diye, sözleri bir şairimize aitti, aşağı yukarı bize uyan tarafı şöyleydi...
Sizin alınız al inanmışım
Sizin morunuz mor, inanmışım...
Ben tam kendime göreyim, ben tam dünyaya göre...
Ama sizin adınız ne?
Benim dengemi bozmayınız...
Turgut Uyar
Tabi başka madiliklerin sesleri de gelmedi değil bu hafta. Ankaralı Pembe Hayat Derneği mensubu arkadaşlarımızdan bazıları, 21 Aralık gecesi, Hoşdere Caddesi'nde 06 FPM 71 plakalı beyaz ford eskordun içinden aniden çıkan, silahlı, döner bıçaklı saldırganların saldırısına maruz kaldılar. Gacılar her ne kadar polise haber verseler de kimseden yardım gelmedi. Ankara'daki bu yeni olay, 2006'nın baharından beri devam eden bu sistematik, polis destekli sivil saldırıların devamında gerçekleşmiş gibiydi. Eryaman olaylarında da yine arabalardan fırlayan denyo laçoları unutmadık değil. Yani sistematik, yani organize, yani çağ dışı, yani AYIP! Sözü fazla uzatmayıp 27 Aralık günü yaptıkları basın açıklamasını aşağıya yazıyorum.
Pembe Hayat Derneği Basın Açıklaması:
Hoşdere'de Transfobik Şiddet
21 aralık Cuma gecesi, 06 FPM 71 plakalı beyaz ford escort içinde silahlı, döner bıçaklı dört saldırgan Hoşdere caddesinde dehşet saçtı.
Demirlerle, bira şişeleriyle, döner bıçaklarıyla, silahla caddede zorunlu seks işçiliği yapan onbeş travesti ve transeksüele saldırdılar. İlk saldırıya uğrayan arkadaşımızın polise haber vermesi sonuç vermedi. Saldırganların ellerinden zor kurtulan arkadaşlarımız kendilerini Kavaklıdere Karakoluna zor attılar. Bir arkadaşımızın kolunu kıran saldırganlar arabalarımıza tekme ve sopalarla saldırdılar. Yaşam hakkı en temel haktır biz en temel haklarımızdan mahrum ediliyoruz. Kavaklıdere Karakoluna giden travesti ve transseksüel arkadaşlarımız şikayetçi oldular. Ancak halen aynı araba aynı saldırganlar Hoşdere caddesinde travesti ve transseksüellere dehşet saçmaya devam ediyor.
Travesti ve transseksüellere yönelik işlenen suçlarda, kolluk kuvvetleri ve yargı organları transfobik tutum ve önyargılarıyla süreci yavaşlatarak sorunun çözümünü geciktirmektedir. Bu durum travesti ve transseksüelleri umutsuzluğa itmekte ve haklarını aramanın yollarını tıkamaktadır.
21 aralık Cuma gecesi gerçekleşen olayın faillerinin halen sokaklarda rahat rahat dolaşması ve travesti ve transeksüellere saldırmaya devam etmesi bizi endişelendirmektedir. Arkadaşlarımızın yaşamlarından endişe ediyoruz. Halen saldırganlar sokaklarda ve bizler halen sokaklarda ölüm tehdidi altında yaşıyoruz. Şiddete uğrayan, öldürülen travesti ve transseksüellerin sorumluluğunu kim alacak?
Travesti ve transseksüel cinayetleri politiktir, katilleri biliyoruz.
Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel Dayanışma Derneği
Hal böyle olunca İstanbul'un da Bursa'dan Ankara'dan bir farkı olmadığına da değinmemiz gerekir. Bir süredir Şişli Emniyeti'nin insanlık dışı tutumu ve ev baskınlarının yanında Bayram sokağı da gün geçtikçe eski günlerini aratmaya başladı. Sokakları temizleme, yeni, K sahipler edindirme çabası, şehri güzelleştirme (!!!!!) çabaları hem çözümsüz, hem de insanlık dışı hallerle gerçekleşiyor. Bizsiz bir şehir olabileceğini düşünen zihniyetler, süpürgelerini üzerlerimize üzerlerimize eşeliyorlar. Bayram'ın Amerikalı bazı yatırımcılarca gözde bir yer olarak bulunması da, yapılmaya çalışılan temizliğinin önemini arttırıyor. Bazı koli evleri işletenleriyle görüşülmüş, ev sahipleriyle doğrudan iletişime geçilmiş ve çalışan kızların ne yapabileceğiyle ilgili hiçbir sonuca varılamamış. Hal böyle olunca da yıllardır rant uğruna yıkılan evlerin bir kısmından oluşan Hortum Süleyman'ın otoparkı, Adnan Polat'ın ve Aziz Yıldırım'ın sahip olduğu yerler elbette Beyoğlu'nun diğer yerleri gibi prim yapmayı, pahalıya kiralanmayı bekliyor. Sokakta çalışan kızların günbegün geleceklerinin meçhul olduğunu düşündüğümüzde durum içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Bunun dışında bu bölgede tapusu olmayan vakti zamanında Rumlardan, Ermenilerden ve Yahudiler'den kalan evler için de satılabilmeleri için tapu çalışmaları yapılıyor. Son zamanlarda emlakçıların yabancılara satmaya çabaladıkları yerler, bir yasayla durduruldu ama kenti bizlerden temizlemek, beğenilmeyenleri yok saymak adına yeni komplolar üretiliyor, geçimini bedenleri üzerinden sağlamak zorunda bırakılan biz travesti ve transseksüellerin bir an evvel bölgeyi terketmeleri bekleniyor. Sokakta Matild Manukyan'a ve Adnan Mezarcı'ya ait evler de aynı felaketle yüzleşmeyi bekliyor. Karaborsa Eğlence Merkezi'nin açılmasıyla beraber de eğlenmeye gelen kür K'ların keyfi için sokak ayrı bir tehditin altında.
Her ne olursa olsun, Bayram sokak, tüm madiliklere rağmen 30 yıldır ayakta ve yine de direnmeye devam ediyor. Altın çağını yaşadığı 80lere, 90lara rağmen 2000li yıllarında artık seçimlerle, kısa çözümlerle refahına ulaşmasını, eski şugarlığına dönmesini bekleyemeyiz. Acil bir araya gelmemiz, örgütlenmemiz gerekir.
Gün gelir de bu sayfalarda sadece kocalarımızı, aşklarımızı, bağları, bahçeleri, sirkaflarımızı, pişirdiğimiz habbeleri de yazabilmeyi istiyor insan, fakat mücadele olmadan, kendimizi savunmadan, yapılanları şikayet etmeden yapılabilecek hiçbir şey yok. Haklarımız için tez zamanda birleşmeli, bireysel düşüncelerimize ne kadar önem veriyorsak topluluk olarak da birşeyler yapabileceğimizi gösterebilmemiz gerek. En önemlisi de gücümüzü kendimize gösterebilmek. İnanıyorum ki biz gacıların elinden gelmeyecek hiçbir şey yok!
Unutmadan da ekleyeyim, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği bir "hak ihlalleri raporlaması" çalışması yapmaya başlıyor. Yani başımıza gelenleri, savcılığa yaptığımız suç duyurularını, ya da en kötüsü olanı biteni anlatan bir sayfalık bir yazıyı Lambda'ya bırakmayı unutmayalım. İleride bu raporlar yaşadıklarımızın en büyük kanıtları olacak.
Sevgiler...
*Bursankara fanatik spor taraftarlarının kurduğu bir birlik. Bursasporlularla Ankarasporlular meğer pek bir kolileşirlermiş, aralarından şugariyet gitmezmiş. Böyle bir kardeşlik kurmuşlar kendilerince... 6 Ağustos'ta Bursa'daki yürüyüşe katıldığımızda öğrenmiştik. Bu denyolar bu yürüyüşü engelledikten sonraki hafta Ankara'daki bir maçta pankart açtılar, "Gey Evliliğine Hayır" diye. Altında da kocaman harflerle Bursankara yazmışlar. İyi anladık tepki veriyosunuz da neye? Biz evlilik hakkı için mi sokaklarda yürümeye, basın açıklamaları yapmaya çabalıyoruz? Biz yaşam hakkı istiyoruz, sonrasında evlenmeyi düşünürüz!... Sağolsunlar bizim için medyaya konu yaptılar eşcinsel evliliğini, gacıların da lubunyalara iyiliği olsun tabi bu!...
salı gacısı
|