Rüzgarın uğultusu kenti esir almış sanki. Fırtınadan kaçışan insanların boşalttığı loş sokaklara eğiliyor ağaçlar. Yağmur hırçın dövüyor asfaltı. Karanlık bir gökyüzü çökmüş denizin üzerine; akşama daha çok var oysa. Tüm ağırbaşlılığımla, göğsüme çarpıp gökyüzüne savrulan dalgaları izliyorum. Suyun çeşitli hallerini… Bir bütün olarak gelip, çarpmanın etkisiyle binlerce parçaya ayrılan denizin, yeniden bir bütün olarak geriye çekilmesi; yeni bir saldırıya dayanma gücü veriyor bana. İşte görünmeye başladılar soluk ışıklarıyla… Yağmur başladığında, telaşla saçak altına sığınmaya çalışan insanlar gibi geliyorlar her bir yandan. Yorgun bir balıkçı barınağına canhıraş koşturan, fırtına yorgunu tekneler…
- dizginlerim boşalmış olsa da bir kedi kedirginliğiyle uzatmıştım elimi. biliyordum; biraz sonra, elini tuttuğumda hayat kırılacaktı. şimdi, kırık ayna parçaları arasında dolanırken görebildiğim kendim; senin istediğin değildi, biliyordum.
Gücümün sınırlarını bilebilseydim keşke. Çok fırtına yaşadım bugüne kadar. Her fırtınada biraz daha dinçtim önceleri - fırtına dinçleştirir. - Ama her biri yeni yaralar demekti aynı zamanda; gücümü gittikçe azaltan… Bu kez de dayanabilecek miyim?
- bana usulca sarıldığında bir mayına bastığımı da biliyordum. bir anda, binlerce parçamın havaya savruluşunu izlerken bedeninin sıcaklığını düşünüyordum.
Soluk ışıklarıyla geliyor tekneler; telaşlı. Bir yandan rüzgar, bir yandan yağmur, bir yandan dalgalar… Her ayrıntıyı dikkatle izliyorum. Hangi teknenin ne yana daha çok yattığını, ne yandan su aldığını, dalgaların arasında yok olup; sonra yeniden ortaya çıkan ışıklarını, “biz ne fırtınalar atlattık” diyen balıkçıların yüzlerinde gizlemeye çalıştıkları telaşı, reislerin dümen başında şişen alın damarlarını…
-“bilmenin hükmü geçmez burada” diyen bilgenin yüzündeki çaresizliğin de farkındaydım üstelik.
Aman vermez fırtına. Acımasızdır deniz; beklemez yaralarını sarmanı. Kırılan yerlerini hemen onarmalısın. Hemen dondurmak gerekir yarayı. Açılan gedikten içeri sızan tek bir dalga bile alabora edebilir yorgun bir tekneyi. Dondurduğun her yara ölen bir parçandır oysa.
- hiç gerçekleşmeyeciğini bilsen bile, bir umuda sırtını dönüp gitmenin ne kadar zor olduğunu anlatabilseydim keşke sana. beni affet; fırtınaya seni de sürükledim.
İşte alabora oldu biri. Denize savrulan balıkçıların gözlerindeki haykırışı duyamadığımı sezdim o an. Bir yerlere tutunmaya çalışan kolların çaresizliğine koşamadığımı. Sardığım her yara; donmuş her parçam sessizce direniyor emirlerime. Sesim çıkmıyor. Bağıramıyorum; uyaramıyorum tekneleri. Gitgide yeniliyorum dalgalara. Diğerleri de batmaya başladılar işte birer birer. Dalgalar arasında kaybolan her ışık bir yenilgi artık.
Acı artacağına azalıyor gittikçe. Gittikçe duyarsızlaşıyorum. Dalgalar arasında çırpınan kollar arttıkça; ben donuyorum.
- şimdi ıssız gecelere ve unutulmuş şarkılara ricat zamanı. beylik laflara, anlam cinayetlerine... tortulaşmış arzuların duvarlarını yıkmaya mecalim olsaydı keşke. duvarlar her seferinde yeniyor beni. yorgun ve yılgınım. üstelik hiç sevmediğim kendimi senin sevmeni nasıl beklerim?
Kent esir, sokaklar loş, yağmur hırçın, gökyüzü karanlık. İçimde sırılsıklam bir şarkı; saçlarımı rüzgara bırakıp, geceye yürüyorum.
eylül devran
|