Günler öncesinden gerginliğinin hissedildiği son zamanların en tarihi eyleminin başladığı sabah saatlerinde Dolmabahçe'de toplanmıştı insanlar... Az sonra gelecek olan panzerin bu susuzlukta boşa sıkacağı sularla hayatlarının en nedensiz duşunu alacaktı kalabalık. Bu organize savaşın farkında değildiler. Var güçleriyle halkın iradesinin herşeyden üstün olduğunu göstermek istiyorlardı. Alana yürüyerek ulaşmaya çalışan insanların arasındaydım. O sırada Akaretler'den Maçka'ya doğru tırmanmak zorunda kalmıştık. Dolmabahçe'ye ulaşmak için kalabalığı izliyorduk. Sebepli sebepsiz onlarca insan da bizler gibi tırmanıyorlardı yokuşu... Kısa bir süre sonra bir grup eylemci yakınımızdan koşarak geçtiler, haliyle polis de peşlerindeydi. Polisin sebepsizce salladığı biber gazı bombalarını gördük. Bir tanesi yakınımıza gelmişti, etkisini hemen gösterdi. Dolmabahçe'ye vardığımızda garip sessizlik hissediliyordu. Yolboyu gözgöze geldiğimiz insanlar gözlerinle birşeyler anlatmaya çalışır gibiydiler. Toplanmak için sözleşilen İnönü stadyumunun önünde eylemciler yerine onlarca polisi görünce şaşırdık. Sesimizi çıkarmadan Kabataş'a doğru ilerledik. Yerler su içindeydi, kazanmışlık edasıyla sırıtan polisler sürekli yer değiştiriyorlardı. Kabataş'tan ara sokaklarla Gümüşsuyu'na çıkmak istediğimizde kaçan kitlenin Setüstü'nün ara sokaklarında nefes nefese kalmış, gizlenmiş olduklarını gördük. Herkes bir şekilde Taksim meydanına çıkmak istiyordu. Yol boyu birçok insanla konuştuk. Barış yanlısı insanların iktidara karşı isyanlarının kötü tokatlarını yemişti herkes. Kırmızı gözler, ter içinde bedenler... Ertesi gün yorumlar dökülecekti bu vahşet için... Polis cumhuriyet mitinglerinde yapmadıklarını 1 Mayıs eylemcilerine yaptı diye. İlginç bir iktidar oyunu var Türkiye'de. Kimin iktidarda olduğunu tahmin etmek aslında çok kolay. Ama hep görünenin aksine küçük tahminlerle anlaşılabilir bu iktidarlar... Hükümet mi bu iktidar deseniz, evet bir yere kadar. Laikliğin elden gittiği korkusuyla uzun süredir isyan eden cumhuriyetçiler, atatürkçüler sanırım askeri idarenin bu denli şatafatlı olduğu bir kaç dönem geçiren ülkemizin asıl sorununun, asıl klikleşmelerin sebebinin askerin ta kendisi olduğunu unutmuşlardır. Geçtiğimiz nisan ayının son günleri ve mayıs ayının şu birkaç günü bu iradenin efendiliği ispatlanır bir hal almıştır. Geçmişin meydan gezen tanklarının yerini "layıktır, layıktır" mitingleri almıştır. Apolitizmin sokağa döküldüğü gündür bugünler. Tutarsız niyetler, biriken enerjilerini asker güvencesi altında, militarizm sosuyla haykırmışlardır. 1 Mayıs salı günüyse sadece 77 zulmünü kör gözlere sokmaya değil, yaşanılan bu taktik oyunlarını da deşifre etmek adına çıkmıştır insanlık sokağa. Yüzbinlerce insanın gelmeye çalıştığı Taksim meydanına ulaşan tüm yollar günün başında sessizce kapatılmış, devletin bu büyük protestoyu ülkeye duyurmamak adına yaptığı girişimlerin bazıları başarılı olmuştur. Ama kimse Taksim meydanına çıkışı engelleyememiş, protestolar yapılmış,"işte Taksim, işte 1 mayıs" sloganları eşliğinde gökkuşağı bayrağımız da açılmıştır*. Neden önemlidir 1 Mayıs bizler için? Çünkü işyerlerinde, fabrikalarda görünürlülüğümüz hiç yoktur. Sürekli ötekileştirilen, hakları hiçe sayılan seks işçilerinin sesini duyurmaları için önemli bir zamandır. Varlığımızı göstermek, emeklerimizin karşılığını almamız için yürümek bizlerin de en önemli görevlerinden biridir.
Daha sonra Sıraselviler'e doğru yürümeye başladık. Elimdeki bayrağı gören polislerden birkaçının bana o. çocuğu dediğini işittim. Buna benzer çok örnek duydum sonralarda... Polis de saldırabilmek için kışkırtıyormuş meğer insanları... Asıl üzücü haberler İstiklal'den geldi oysa ki. Meydandaki gruba eklenmemesi için ellerinden geleni yapmıştı polis. Orada kıyamet kopmuş, polisin iğrenç saldırılarına maruz kalan insanlar soluğu ara sokaklarda, apartman içlerinde almışlar. Bu vahşiliğin akşamüstüne kadar sürdüğünü gördük. Günboyu sokakların başlarında 20şerli, 30arlı gruplarla beklediler polisler, biber kokusu sokaklardaki keskinliğini akşam saatlerinde kaybetmişti. Çoğu apartmanın içi hala kokudan girilmez haldeydi. Neden korktular da bu kadar önlem aldılar? Bu önlemlerin insanlık dışılığı kime, neye yaradı? Kuşkusuz sayfalarca yanıtı vardır bu soruların ama kısaca iktidar hırsıdır, yönetmenin, hiyerarşinin kokusundandır herşey. Geriye neler kaldı dersek, özetle;
- ara sokaklara dağılan bir grubun makine mühendisleri odası İstanbul şubesinin Beyoğlu'nda bulunan binasına sığınması üzerine çevik kuvvet ekiplerinin binaya kapıları kırarak, biber gazı atarak saldırması...
- pazartesi dergisinin binasına sığınanları etki-lemek adına polisin binanın önüne üç adet gaz bombası atması.
- gazetecilere panzerlerle su sıkılması,
- yapılan usulsüz uygulamar sonucu eylemcilerle beraber İstiklal caddesindeki turistlerin, mağaza çalışanlarının da biber gazlarına maruz bırakılması, tartaklanması, dövülmesi,
- günboyu biber kokan ve gözleri yaşartan İstiklal caddesi ve ara sokakları,
- bini aşkın insanın gözaltına alınışı
- tüm engellere rağmen meydanda yankılanan sesimiz,
- bu kötü düzene karşı koymak isteyen herkesin iradesi... hepimize geçmiş olsun, hepimize yaşasın!
*bayrağı açtığımız sıralarda CnnTürk muhabiri olay yerinden canlı yayın yaptığı sırada bayrağımızı "evrensel barış bayrağı" tanımıyla meşhur PACE yazılı bayrakla karıştırmıştır. Ardından anarşistlerin siyah bayraklarınaysa "matem" bayrağı demiş medyanın cahilliğini de gözler önüne sermiştir.
trikalı gacı
|