Kasım Uçkan'ın “İstanbul Yolcusu Kalmasın”ı çeşitli nedenlerle İstanbul'a gelmiş kahramanlarının şehre geldikten sonraki öykülerini anlatır. Varını yoğunu seks işçisi kadınlara kaptıran adamlar, film yıldızı olmak için geldikleri şehirde önce ajans sahipleriyle sonra da diğer hemcinsleriyle para karşılığı seks yapmaya başlayan erkekler, komşu kadınların baştan çıkarttığı genç kadınlar, çalışmak için geldikleri hamamda amcaları tarafından erkeklerle seks yapmaya teşvik edilenler ve elbette gacılar…
3 ve 4 nolu koltuklar'da oturan Ercan ve Orhan çalışmak için İstanbul'a gelmiş iki arkadaştır. Ercan Orhan'a emanet edilmiştir. Önce bir otele yerleşir sonra da iş aramaya başlarlar. Ercan bir restaurantta komilik işi bulur, çalışmaya başlar. Orhan'la ayrılırlar. Ercan'ın yatacağı yeri olup olmadığı sorusuna olumsuz yanıt alan aşçı evine gitmeyi teklif eder.
“Eve vardıklarında aşçı dolaptan bir şişe rakı ile bir tanakta beyaz peynir alıp sofrayı kurdu. Karısından boşanmış, tek başına kalıyordu. Ercan'a da bir duble verdi. İçi yandı sanki…İkinci dubleyi zorla içirtti, Ercan'a. Ercan yatmak istiyordu, karmakarışıktı kafası. Evde bir tek yatak vardı. Birlikte yatacaklardı.”
Aşçı Ercan'la zorla cinsel ilişki kurar. Sonra da “Bana bak. Bu yaptıklarımızı kimse duymasın. Yoksa bir daha eve getirmem. Sokaklarda sürünürsün” der. Aşçı sonraki bir hafta boyunca zorla cinsel ilişkide bulunmayı sürdürür. “Geceleri evde yaptığı yetmiyormuş gibi, iş yerinde de yapmaya başlamıştı.” Aşçıyı, bir defasında olan biteni görüp tüm gördüklerini patrona anlatmakla tehdit eden garson izler.
“Garsonla gizliden gizliye sözleştiler. Aşçıya bu akşam köylüsünün evine gideceğini söyleyip, iş çıkışı garsonla buluştu… Hamamda yakalanma korkusu, köprü altına sürüklemişti ikisini de.” Ayak üzeri beraber olurlar. Garson alelâcele ortadan kaybolur.
“Bu saatte nereye gidebilirdi. Bildiği tek yer çalıştığı yerdi… Haftalığını biriktirsin diye aşçıya vermişti… Şimdi beş parasızdı… Bir an önce kendini buradan kurtarmak istedi. Nereye gideceğini bilmeden koşuyordu. Gözlerine far ışıkları gelmesi üzerine durdu.”
Gelen devriye polis aracıdır. Zorla araca bindirilir. İçeride memurların ellerinde makaslarla saçlarını kestikleri, karşı koyanları copladıkları gacılar vardır. Aralarında eşcinsel argosu konuşmaktadırlar, Ercan konuşulanlardan bir şey anlamaz. Öğleye doğru serbest bırakıldıklarında nihayet gacılarla tanışır.
“Translardan biri 'Ayol kim bu gacı?' diye sordu. İlk kez gördükleri için bir başkası 'Kız kezban. Homo musun?' sorusunu ne anlama geldiğini bilmeden Ercan başıyla onayladı.”
Ercan'ı da alıp evlerine giderler. Hayat hikâyesini dinledikleri Ercan'ı aralarına alıp adını değiştirmeye karar verirler. “Biri
-Kız bana bak. Adın hiç şugar değil, bundan böyle Banu'sun! dedi.
-Ay Amimi. Çok ömürsün kelavet. Ayol nereden aklına geldi birden.
-Abla, Kezban'ı balamozlara koliye naşlatsak but berde alıkırız kız.
Ercan'a kadın kıyafetleri giydirilir, makyaj yapılır. “İçlerinden biri
-Ay but şugarlaştı. Kız Banu sen anadan kelav doğmuşsun ayol, dedi.”
Taksim'deki gey kulübüne gidilir. Banu, Deniz Abla tarafından yaşlı bir müşteriye pazarlanır. Cihangir'de Mamy adında birinin evine gidilir. Müşteri, Banu'dan kendisini düzmesini ister. Düzüşürler. Banu ilk kez boşalır. İkinci gece Aleks adında bir arkadaşı ile bir genç ayarlamışlardır.
“Genç onu dudaklarından öperek başladı işe. İlk dudaktan öpüşmesi heyecan vermişti ona.”
Genç adam sonra kendisine oral seks yapılmasını ister. Banu'nun midesi bulanır, tuvalete koşup kusar.
“Aleks neler oluyor diye içeri girdiğinde, olanları gençten duyunca kahkahayı bastı.
-Kız Kezban gacı. Süpet alıkmadın mı şimdiye kadar, ayol. Bir de lubunya olacaksın. Nakkalık alıkma bak süpet nasıl alıkılır gör, denyo gacı…
Günler, ayları kovaladıkça, Banu bu meslekte kaşarlandı, ustalaştı, değme ablalarına taş çıkarttı. Kendi dilini de öğrendi. Aracısız müşteri bulmaya başladı. Ebru ile birlikte bir ev kiralayıp, yatıp-kalktıkları kişilere dayayıp döşettirdiler evi…
Yaşı ilerledikçe vücudu tüylenmeye başladı. Tüylerde ağda yaparak kurtulmaya çalıştı… Sakalını epilasyonla gidermesi canını yakıyordu… Hormon iğnesi yaptırmaya başladı. Göğüsleri yavaş yavaş büyüyordu artık. Önündeki et parçası olmasaydı tam kadındı! Kimi zaman karakola düşüp saçları kırkıldı, kimi zaman dayak yiyip siciline işlendi; ama baskılar yıldıramadı onu. Ebru'nun yardımıyla para biriktirmeye başladı. Kafasına koymuştu, kestirecekti önünde duran işe yaramaz et parçasını…”
Bir yanda bunlar yaşanırken diğer yanda Orhan umutsuzca Ercan'ı aramakta fakat bir türlü bulamamaktadır. Bulduğunu sansa bile bulamayacaktır zaten. Ercan artık Ercan değil Banu'dur ve yepyeni bir hayata başlamıştır.
Uçkan'ın öyküsü, “edebî açıdan vasat ve bir o kadar cinsiyetçi okumalara açık” şeklinde nitelendirilebilir olmakla beraber ( ki bu durumlar yazarın salt bu öyküsü için geçerli
değildir ) zorunlu seks işçiliği yapan gacıların yaklaşık yirmi yıl önceki deneyimlerini aktarması açısından önemlidir. Bugün bile eşine az rastlanır bir gözlemle ( yaşanmışlık mı demeli?! ) aktarılan ve özellikle de eşcinsel argosuna hâkimiyette kendini gösteren bu “içeridenlik” hâli öykünün önemini haklı kılan unsurların başında gelmektedir. Yazar bu yönüyle “ormanın içinden birinin ormanı anlatması” çabasına girişmiş gibidir. “3 ve 4 nolu koltuklar”ı, Orhan Oğuz'un “Dönersen Islık Çal”( 1992 ) gibi benzerlerinden ayıran da yine bu yaklaşımlardır.
*“3 ve 4 nolu koltuklar”, Kasım Uçkan, İstanbul Yolcusu Kalmasın içinde, Yaprak Yayınları, İstanbul, 1987
Deniz Yıldız
|