Aslında sıradan bir Amerikan kızıydı. O da bir şey veya biri olmak istiyordu. Kendi hayatını yaşamak, küçüklüğünde yaşayamadığı aile sıcaklığını bulmak istiyordu. Zaten daha sonra yapacağı hatalar hep bunun üzerine olacaktı. Annesinin yaşadığı yoğun bunalım onu kendinden koparacaktı. Başka aileler onu evlat edinse bile, hiç tanımadığı babası ve denyo anasıyla yaşayacağı mutlu günlerin hayalini kuracaktı. İleride evlenecek ama aradığı mutluluğu bulamayacaktı. Çünkü mutluluğun anahtarı aile kurumunda gizli değildi ama 50'lilerin Amerika'sıydı ve herkese öğretilen buydu. Mutlu olabilmek için mutlu bir aileye ihtiyaç vardı. Ama dünya üzerinde hiçbir kurum pislikten arınmış olmadığından, aile kurumu da bundan muaf değildi.
Garip bir şekilde bir fotoğrafçıyla tanışacak ve hasret duyduğu ilgiyi, fotoğraflarının birkaç dergide çıkmasıyla aralanan şöhret dünyasının kapısında bulacaktı. Geçen süre onun için kazanılması gereken şeylerle doluydu. Geçirdiği estetik operasyonlarla yeni bir kılığa bürünen bu kadın, platin sarısı saçlarıyla gümbür gümbür gelen bir seks bombası olacaktı. Kaldı ki bambaşka biri olmuştu bile. Bir kadındı ama varolanlardan farklıydı. Bastığı her adımda sarsıntı yaratıyordu. Çünkü artık o bir gacıydı. Kısık bakan gözleri ve alaycı gülümsemesiyle her yerinden doğal bir yapmacıklık akan Norma Jeanne yeni adıyla Marilyn Monroe, şimdi bizim gibi kadınlara göz kırpıyordu. Neyin sahte neyin gerçek olduğu konusunda kafa karışıklığı yaratırken, adının da değişmesiyle kendini yeniden yaratmıştı. Bütün gacıların kendilerini tekrar yaratması gibi. Sizce bu büyük değişim bir zamanların çir lubunyalarının afet olmasına ya da bir adamdan kadın yaratılmasına tekabül etmiyor mu?
Yaşadığı döneme damgasını vuran ama hayatında mutluluğu bulamayan Marilyn, hep gülmüş, mutlu gözükmek zorunda kalmıştı. Çünkü onun gibi kadınlar şen şakrak olduğu sürece alımlı, çevresindekilere aldırmaz göründüğü sürece çekici olabilirdi. Bu da bizlerin hangi role bürüneceğimizi belirledi zaman içinde. Bu rol içimizi bir buzdolabı gibi bomboş ve soğuk yapsa da saçtığımız ışıltıyla çevreye hoş bir sıcaklık vermeyi sağladı.
O da bu boşluğu doldurmak için ona verilen hediyeleri kullanmıştı. İçindeki yalnızlığı, elmasların dostluklarıyla gidermek istemiş ama içi hala bomboş kalmıştı. Gümüş bir dolar gibi elden ele geçen Marilyn, artık adını sıkça duyurmuş ve ünlenmişti. Çektiği filmlerde baş rolleri alıyor, bir diva oluyordu. Ama bu ona huzurdan çok, buhran veriyordu. Kullandığı ilaçlar giderek artıyor, alabildiğine kaygısız ve mutlu görünmeye çalışıyordu. Eteği mazgalın üstünde bir o yana bir buyana savrulurken mutsuz geçen yıllarını selamlıyordu adeta. Dönemin Amerikan Başkanıyla birlikte olması bile kafasında kurduğu aile modelini oluşturmaya yetmedi çünkü Marilyn hep onun metresiydi ve metresi olarak kalacaktı. Amerikan toplumu başkan karısının bir fahişe olmasını hazmedemeyeceğinden Marilyn başkana mutlu yıllar diyerek veda edecekti.
Setlere geç gelen ve repliklerini sıkça unutan Marilyn gittikçe içine kapanıyor ve daha fazla ilaç alıyordu. Ve bir gün aşırı dozda ilaç alarak öldü. Ölümü üzerine bir sürü spekülasyon yapıldıysa da onu öldüren veya intihara sürükleyen bu sistem oldu. Öyle bir sistem ki hala o ve onun gibi gacıları yalnızlaştırıp tek tek avlıyor. Bir zamanların aptal sarışını varolan düzen tarafından kullanılıp atılırken daha sonraki yıllarda alevlenen muhalif kadın hareketi tarafından hem cinslerine ihanetle suçlanacaktı. Ama bunca geçen seneye rağmen o hala ayakta kalacaktı çünkü sırlanmamış porselen misali kırılganlığını ve saflığını kaybetmemiş bizim gibi gacılar onun rolünü sürdürecekti.
sürmelican
|