25 yıl öncesinden unutamadığınız kaç şey var hayatınızda? Doğal olarak çok az şey kalır belleklerde değil mi? Nisyan ile maluldür insanoğlu. Ama bazı şeyler unutulamıyor işte, her ne kadar “unutun artık” diye tepinse de Marmaris'in ressamı!
12 Eylül'ün yarattığı travmanın etkileri, toplumsal yaşama vurduğu darbe, savurup attığı yaşamlar üzerine çok yazılıp çizildi. Daha da yazılacak. Biz de 12 Eylül'ün gacıların yaşamlarına etkilerini yazmak istedik. Bugüne kadar üzerinde pek düşünülüp, yazılmamış bir boyuttu. Örneğin herkes, o dönemde yalnızca Bülent Ersoy'a sahne yasağı konduğunu sanır. Oysa yasak emri geneldir ve tüm gacıları kapsamaktadır. Eğlence sektöründe çalışan bir çok gacı bu emirle bir başka sektöre itilmiştir! Demet, Sürmelican ve Kardelen ablamız o günlere dair konuştular, yazdılar.
Gacıların bu iki sektörün kısır döngüsüne hapsedildiğini yıllardır söylüyoruz. Artık bunun ötesine geçip hak arama mücadelesinde yeni adımlar atılması gerektiğini düşünüyoruz. Travesti ve transseksüellerin eğitim, meslek ve yetenekleri doğrultusunda, istedikleri iş alanlarında, cinsel kimliklerini gizlemek zorunda bırakılmadan çalışabilmeleri anayasal haklarıdır. Sosyal sorumluluk özürlü özel sektörümüzdeki gizli iki yüzlülüğün aşılmasında ve kamu kurumlarında çalışabilmenin olanaklarını yaratmada devlete düşen görevlerin peşine düşülmesi gerekiyor. Bu noktada “Pozitif ayrımcılık” talebi de doğal olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla bu sayımızdan itibaren bu konuyu gerek iç hukuk ve gerekse uluslararası hukuk açısından sürekli irdeleyeceğiz.
Yaşamlarını seks işçiliği yaparak sürdüren travesti ve transseksüellerin sağlıklı ve güvenli ortamlarda, her an yaşamsal tehlikelerle yüz yüze olmadan çalışmalarını sağlamak konusunda da devlete önemli görevler düşmektedir. Bu görevleri sümen altından çıkarıp masanın üstüne koymanın da vaktidir ki; çağdaş devlet olma gereğidir.
Başlangıç olarak devletin üzerine düşen görevleri bir dökelim ortaya dediğimizde, derginin ortasında bulacağınız ek oluştu. İster dergiyle birlikte saklayın, ister söküp yastığınızın altına koyun. :)
Derya başarılı bir gazetecilik örneği sergileyerek çeşitli kuruluşların birlikte çalışma konusunda gacılara bakışını belgeledi. Kimi yöneticilerin sorulan sorular karşısındaki ilk şaşkınlıklarını atlattıklarında söyledikleri şeyler bir konuda umut veriyor; bu sorularla daha sık karşılaştıklarında konu üzerinde daha ayrıntılı düşünmeye başlayıp, sosyal sorumluluk çerçevesinde bir insan kaynakları politikası oluşturabilirler gibi?! Bu noktada Eylem'in deneyimi ve yazısı da önemli ipuçları içeriyor.
Sessiz sedasız ölümlerden biri daha... Önceki sayımızda hoş bir yazıyla tüm gacılara selam gönderen sevgili Özlem evinde ölü bulundu. Sıradan bir muhabirin gazeteye geçtiği haberin son cümlesi “ölüm nedeni bilinmiyor” olurdu kuşkusuz. Ama biz iyi biliyoruz! Üç aşağı beş yukarı hepimiz aynı yalnızlığı yaşıyoruz.
4. sayıda görüşmek üzere...
|