12 Eylül sağa sola dokundu, binlerce insan hapsedildi, bir sürü insan idam edildi, binlerce insan yurt dışına kaçtı. Demokrasi darbe yedi. Ülkeye bir atom bombası düşmüş gibiydi. Koca bir kışa girerken, Sonbahar'ın bu ilk ayında hüzünleniyor insan.12 Eylül de öyle oldu. İnsan hakları ihlalleri, demokrasi ihlalleri, örgütlenme ihlalleri. Sağcısı da solcusu da İslamcısı da kendilerine yapılanları yıllarca anlattı. Ya eşcinseller, travesti ve transseksüeller yine insandan sayılmadı. Bizlere uygulanan işkenceler, şiddet ve ayrımcılık hiç kimseler tarafından anlatılmadı. Sadece sözlü olarak benim 1989'da İHD'de konuşmacı olarak katıldığım bir etkinlikte dile getirildi. 12 Eylül olduğunda 19 yaşındaydım, hala o günleri anarken, konuşurken titriyor yüreğim, yanıyor içim kan ağlıyor, travmalarım hala devam ediyor. O dönemin şiddetini, ihlallerini yaşadım bir sosyalist ve bir transseksüel olarak. Her şeyi gördüm ve yaşadım. 12 Eylül darbecisi Marmaris'te şimdi nü resimler yaparak zamanını geçiriyor, çayını yudumlayarak nefis koylara bakıyor, Akdeniz'i seyrediyor. Ya mağdurlar? Rüyalarında işkence görüntüleri ya da kağıtlara çizilen filistin askıları, tabutluklar, elektrik manyetoları, falaka, cezaevi, saç kesme, sürgün, göz yaşı ve acı resimleri var.
Travmanın 25. yılındayım. Ben 12 Eylül mağdurları olan eşcinseller, travesti ve transseksüellerin yaşadıklarını anlatacağım. Anlatırken yine gözlerim dolacak, vücudum kasılacak, anılarım canlanacak.12 Eylül'le birlikte sokağa çıkma yasağı geldi. Gece 12'de başlıyor, sabah 5'te bitiyordu. Bütün yetkiler ordunun eline geçmişti. Evlerin çoğu aranıyordu. Alt kattaki, karşı apartmanlardaki ve tüm apartmanlardaki evler teker teker gece yarısında basılıyor, insanlar uykularından kaldırılıyor, evler didik didik aranıyordu. Üç dört tane travesti kulübü akşam 8'de açılıyor, 11'de kapanıyordu. Gece yaşamına da darbe vurulmuştu. 1981'de Bülent Ersoy'a gelen yasak diğer eşcinsel, travesti ve transseksüel sanatçılara da geldi. Hepsi sahne çalışmalarına son verilen bir emirle işsizliğe mahkum edildi. Bir çoğu seks işçiliği yapmaya zorlandı. Sahne yasağı on yıl kadar sürdü. Cinsiyet değiştirme ameliyatları yasaklandı, kadın kimliği almak yasaklandı.Yasaktan kısa bir süre önce ameliyat olanlar kadın kimliklerini on yıl sonra alabildiler. Polis şiddeti olağanca hızıyla sürüyordu. Gözaltına alınanlar falakaya yatırılıyor, günlerce karakol ve Cancan'da kalıyordu. Gözaltına alınmak bir hafta, on gün sürüyordu. Saçlar kesiliyor, insanlar şehir dışına sürgün ediliyordu, Eskişehir bir örnektir. Trenlere doldurulup, sürgün ediliyorduk ama asla yok olmadık. Gebze'de trenden atlayıp, doğruca İstanbul'un yolu tuttuk. Hatta isimlerini hatırladığım Beyaz Kadın, Madi Leyla, Japon Arzu, Karslı Melek, Bakırköylü Aysel ve diğerleri sadece cinsel kimlikleri yüzünden Metris cezaevine konuldu. Unutmuyorum, Hasan adında Erzurumlu bir er bizi tutup tutup Dolmabahçe'ye inen ağaçlığa ve çalılıklara götürüp, zorla koliliyordu. Beyhan 67 Klübüne yani bugünkü Sahra'ya askerler gelip bizleri tuvaletlerde ve şu an karşısında otopark olan ama o zaman inşaat halinde olan o yere götürüp, zorla koliliyorlardı. Çünkü askerlerin sözü geçiyordu. Kimseye birşey diyemiyorduk. Bunları unutmadım. Bursalı Yıldız '87 yılında Yıldız yokuşunda kafasından kurşunla vurularak öldürüldü. Henüz 25'li yaşlarındaydı. Seda'yı unutamıyorum, polisten kaçarken arkasından açılan ateşle arabanın içinde 3 el ateşle vuruldu. O hala sağ, ölmedi ama şimdi omuriliğine saplanan kurşunla yaşıyor. Sanki soykırım yapılırcasına evlerimizin yüzlerce polis tarafından basılmasını unutmadım. Kürdan Avşar henüz 16 yaşındaydı ama sürekli devam eden baskınlardan dolayı bunalıma girdi, '89 yılında beşinci kattan atlıyarak intihar etti. Sürekli baskı, şiddet ve aşağılanmayı; Belgrat ormanına götürülüp çırılçıplak bırakılmaları, baskılar nedeniyle depresyona giren arkadaşlarımızın bileklerini, kollarını, yüzlerini, boyunlarını jiletle, cam parçalarıyla ya da falçatalarla keserek kendilerine zarar vermelerini unutamadım. Polise mukavemetten sayısını hatırlamadığım kaç kişi cezaevine girdi. Cihangir ve Ülker Sokak'da kurduğumuz gettolar dağıtıldı. Seks işçiliğinden başka bir iş verilmedi. Seks işçiliği yaparken de burnumuzdan getirdiler. Daha saymakla bitmiyor.12 Eylül ve ardında bıraktığı işkenceler; 80-85'li yıllardaki şarkı sözlerini kimimizin nezarethanelerde, kimimizin falakalarda, kimimizin peruklarla kapattığımız kesilen saçlarımızı Cancan ve Belgrat ormanlarında değiştirerek söylettirdi:
Ne duamsın, ne bedduam, bizler ettik sadece beddua. Sefamız olsun yaşıyoruz, direndik mücadele ettik. Yok edemediniz herşeye rağmen. Biz her gece Heybeli'de mehtaba çıkamadık ama her gece Beyoğlu'na çarka çıktık. Ameliyat olma hakkımızı kazandık. Pembe kimliğimize kavuştuk.
Cinsel kimlik ve cinsel yönelim mücadelesi verenleri, bu uğurda ölenleri tekrar saygıyla anıyorum. Sevgili arkadaşlarım, hiç istemesek de yaşandı ve görüldü bu acılar. Bizler de direndik çok şükür, bunca acılara karşın netekim!
çalışma hakkı ve örgütlenmek

Başımızı kumdan çıkaralım, yapılacak ve kazanılacak o kadar hakkımız var ki. Onun için çok mücadele etmeliyiz. Pes etmemeliyiz. “Hiç bir şey olmaz” dememeliyiz, hak verilmez alınır. Susmak, korkmak, kaçmak çare değil. Her yediğimiz dayağın, ayrımcılığın, şiddetin hesabını sormalıyız. Başka ülkelerde kazanılan haklar bir günde olmadı. Oradakiler de yıllarca mücadele ettiler. Çok fazla bedel ödediler. Unutmayalım bir çok arkadaşımız öldürüldü, sakat kaldı, işinden oldu, bunları hatırlayalım ve düşünelim. Bizden sonraki arkadaşlarımıza güzel bir gelecek bırakalım. Başkalarının canı yanmasın, acı çekmesin, ayrımcılığa ve şiddete uğramasın. Onun için örgütlenelim duyarlı olalım, her yapılan şiddete ayrımcılığa tepki gösterelim, görünür olalım. Sokaklarda olalım.
Çalışma haklarımızdan haberdar mıyız, neler istiyoruz, bunlar hakkında söylemek istediklerim var. Örnek vermek istiyorum: Çalışma haklarımız neler olmalı, bunun için neler yapmalıyız. Zorunlu seks işçiliğine mahkum olmamalıyız. Diğer iş alanlarında çalışma hakkı için mücadele etmeliyiz. Bir fabrikada, büroda, devlet dairesinde veya özel sektörde cinsel kimliğine karışılmadan çalışmayı hangi travesti ve transseksüel istemez? Bazı ülkelerde bu haklar var, niye bizde de olmasın. Birçoğumuzun üniversite okuyup sonra cinsel kimliğinden dolayı mesleğini yapamadığını ya da bir fabrikada çalışamadığını biliyoruz. Bu ayrımcılığa dur demeliyiz. İşimizden atılmamalıyız. Bunun için yasal güvencemizin olması gerek. Meclisin cinsel yönelim ve cinsel kimlik ayrımcılığını derhal anayasaya koyması ve ayrımcılığa son vermesi gerek. Bu konuda mücadele etmek yine bizlere düşüyor. Bütün iş alanlarında çalışma hakkımız engellenemez ve ayrımcılık yapılamaz.
Gelelim seks işçiliği haklarına; sizlere gördüğüm ve yaptığım araştırmalardan örnek vermek istiyorum. Hollanda'nın Rotterdam şehrinde seks işçiliği yapılan bir yerden örnekler sunmak istiyorum. Otostop yapılan bir yer, can güvenliği var, polis çalışanları koruyor ayrıca kafeteryası var, psikologları var. Çalışma anında depresyona girdiğinde psikolog sana yardımcı oluyor. Bir müşteri sana kötü davrandığında polis seni koruyor.
Aynı haklar bizde niye olmasın! Şu an fiili olarak kazandığımız iş alanlarında niye can güvenliğimiz olmasın? Niye sömürülüyoruz, niye daha iyi ve can güvenliği olan ortamlarda çalışmayalım? Devletin bunu yapması gerek. Bunu yapmaktansa daha çok şiddet uyguluyor. İki yıldan beri para cezaları kesiyor, önceki yasada teşhircilik ve hayasızca hareket 419. maddeydi. Yeni yasada 225 oldu. Ayrıca teşhircilik ve hayasızca hareketten bu madde uygulanamaz. Teşhircilik bir insanın birine cinsel organını göstermesi demektir. Üstü başı giyinik olanlara bu madde uygulanıyor. Sırf yıldırmak, korkutmak ve caydırmak için haksız yere ayrımcılık yapılıyor.
Transseksüellere genelevde çalışma hakkı verilirken, travestilere bu hak verilmiyor. Seks işçiliği yapmak isteyenlere kulüpte, genelevde ve otostopta çalışma haklarının olması gerek. Polis şiddet değil, çalışanı korumak zorunda olmalı.
Aynı şekilde diğer iş alanlarında da çalışma hakkı olmalı. AB sürecinde cinsel yönelim ve cinsel kimlik hakları yerinde sayıyor. Hala ayrımcılık ve şiddet var. Hükümet taleplerimize kulak vermeli, hiç kimseye ayrımcılık yapılamaz, şiddet uygulanamaz. Anayasadaki eşitlikle ilgili maddeleri hatırlatıp, görevlerini yaptırmalıyız. Daha fazla insan mağdur edilmemeli. Yasal güvence verilmeli. Ezilenlerin hakları için mücadele etmeleri gerekiyor. Diğer iş alanlarında çalışma hakkı verilmeli ve herkes seks işçileri evrensel bildirisini gözden geçirmeli. Bunun için sürekli mücadele etmeliyiz. Bunun için derhal örgütlenmeliyiz, yapılan her eyleme katılmalıyız, görünür oldukça görülürüz, mücadele ettikçe hak kazanırız, haklar hepimiz için.
Demet Demir
|