Daha öne yazışıp görüştüğümüz arkadaşlar Almanya'nın Berlin kentinde bir etkinlik yapmak istiyorlardı. Türkiye'de travesti ve transseksüellerin durumu, Kadının İnsan Hakları Projesi ve Yahudilerin durumu. GLADT adlı örgüt bizleri Almanya'ya davet etti. Lambdaistanbul adına ben, Amargi Kadın Girişimi adına Ebru ve Esmeray, İnsan Hakları Derneği adına Eren Keskin ve bağımsız gazeteci olarak Yelda Özcan, 22 Ekim günü Berlin'e uçtuk.
Ben bir aksilik yaşadım. Almanya'ya bir karton sigaradan fazlası sokulmuyormuş, yanımda üç karton olduğu için 60 Euro cezayı kesiverdiler. Bizleri, Berlin Tegel Havaalanı'nda GLADT'lı arkadaşlar karşıladılar. Geldiğimiz günün akşamı Almanya Parlementosu'ndan, Yeşiller Partisi milletvekili Josef Winkler bizimle görüşmek üzere GLADT'a geldi ve iki saate yakın görüştük. Sonra evlerimize yerleştik. Bizi misafir eden Koray'ın evinde küçük bir hoş geldin partisi yapıldı. GLADT'a gittik ve herkesle tanıştık. Yedik, içtik, eğlendik. Koray, Maria, Verana, Meryem, Tülin, Fatma, Sabuha (Lola ve Billy Kid filmlerinde oynayan travesti arkadaş), Gürkan, Deniz, Mehmet, Mete, Susanne, Stefan ve isimlerini hatırlayamadığım pek çok değerli dostla birlikteydik.
Ertesi gün, yani 23 Ekim pazar günü GLADT'da bize özel kahvaltı düzenlendi ve basın açıklaması yapıldı. Türkiye'den Kanal D ve Doğan Haber Ajansı vardı. Transgender Radyosu ve birkaç Alman gazetesinden haberci gelmişti. Türkiye'de yaşadıklarımızı anlattık. Cinsel yönelim ve cinsel kimlik sorunlarını içeren, Lambdaistanbul'un bir yıllık yazılı raporunun İngilizcesini sundum.
24 Ekim pazartesi günü, Rosa Luxemburg Platz'da, Volksböhne Grüner Salonu'nda panel başladı. Ben, Esmeray, Ebru, Hülya, Eren Keskin ve moderatör olarak da Radyo Multikulti program yapımcısı Dr. Cem Dalaman oradaydık. Önce Esmeray söz aldı ve Türkiye'de militarizmin, ataerkil toplum dayatması olan heteroseksizmin nedenlerini anlattı. Hülya ise gördüğü işkenceyi, göz altında kollarının kırılması olayını, suçsuz olduğu halde cezaevinde yattığını ve bu nedenle İsviçre'ye iltica sürecini anlattı. Ben de Ülker Sokak'ta yaşadığımız dehşeti, Hortum Süleyman'ın şiddet ve ayrımcılığını anlattım. Son on yılda travesti ve transseksüellerin yaşadıklarından, son iki yılda kesilen para cezalarından, teşhircilik ve hayasız hareket suçu iddiasıyla uygulanan şiddetten, Lambdaistanbul'un son bir yılda yaptığı etkinliklerden ve protesto eylemlerinden bahsettim. Ebru da E5'te yaşadıklarını, gözü önünde arkadaşlarının öldürülmesini anlattı.
Eren Keskin, polisin yaptığı usulsüzlüklerden söz etti. Polisin, dövdüğü kişileri darp izi teşhis edilir endişesi ile karakola götürmeme, götürdüklerini ise iz bırakmayacak biçimde darp etme gibi, uyguladığı yeni kanun dışı yöntemlerden bahsetti.
İki yüz elli kişilik Grüner Salonu tıka basa doluydu. Kapılardaki birikmelerle birlikte toplam üç yüz kişi olduğunu sanıyorum. İlgi hayli fazlaydı. Pek çok izleyiciden pek çok soru geldi. Söyleşi süresini bile aştık, herkes pür dikkat dinliyordu.
Gerçekten de katılım ve söyleşi çok doyurucuydu. Umulandan daha iyi geçti. Alman basını da oradaydı. Sonraki gün, yani 26 Ekimde, Babylon Sineması'nda Yarım Hayatlar adlı belgesel gösterildi. Gösterimi dört yüzü aşkın kişi izledi. Gösterim bittikten sonra film üzerine küçük bir söyleşi yapıldı. Filmin yönetmeni olarak Claudia Laszczak, Kay Wishöth ve protokol katılımcısı olarak ben, soruları cevapladık. Berlin'de yayın yapan Transgender Radyosu için bizimle röportaj yapıldı. Ben Avusturya'dayken yayımlanmış.
27 Ekim'de “Kadına Yönelik Şiddet” konusunda söyleşi yapıldı. Kadın Hakları Projesi'nden İstanbul bürosu adına Eren Keskin, yine Kadın Hakları Projesi'nden Berlin bürosu adına Berenice Böhle ve Amnesty İnternational adına N. N. konuştular. Söyleşi, Krausberg semtindeki Kadın Evi'nde yapıldı. Kadınlara uygulanan şiddet anlatıldı. Bir diğer etkinlik ise 29 Ekim akşamı saat 7'de GLADT'ın mekanında yapıldı. Antisemitizm üzerine Eren Keskin ve gazeteci Yelda Özcan'ın sunumları oldu. Aynı akşam saat 10'da Berlin'in meşhur Gayhane'sinde, kültür etkinliklerinin yapıldığı bir gece organize edildi.
Gece'nin amacı Gacı Dergisi'ne gelir elde etmekti. Partide Ben, Esmeray, Ebru, GLADT'dan Tülin, Gayhane'nin işletmecisi Fatma, kısa birer teşekkür konuşması yaptık. Yedi yüz kişinin katıldığını öğrendik. Daha önce de düzenledikleri gecenin gelirleri ile, Gacı Dergisi için toplam 700 Euro bağış elde ettik. Gacı İstanbul Dergisi'ne verilen desteklerden dolayı müteşekkiriz. Teşekkür listesi Gacı Dergisi'nde yayınlanacaktır.
Almanya'daki arkadaşlarla çok iyi dostluklar kurduk. 31 Ekim günü, sabah saat altı uçağı ile Avusturya'nın başkenti Viyana'ya uçtuk. Bir saat sonra Viyana Mitte Havaalanı'na indik. Orada bizi Beate, arkadaşı Aleks ve sevimli köpekleri Fleyhi karşıladılar. Hemen kalacağımız yere, yani Beate'nin evine gittik. Çok yorgunduk, uyuduk ve öğle saatlerinde uyandık. Bu arada, Avusturya'ya üç kişi gitmemiz gerekiyorken sadece ben ve Ebru gittik. Esmeray, Viyana'ya gelemedi.
Viyana'ya toplantıdan üç gün önce gelmiştik. Çevreyi tanımak için zamanımız vardı. Şehri gezerek vakit geçirdik. Tercümanımız Anıl arkadaşımızdı. Şu an Viyana'da okuyor. Kaos GL'nin çalışmalarına katılmış, aktivist biriydi. Kendisinden çok memnunduk. Bizi, Rozavilla'ya götürdü. Rozavilla, Viyana'nın en büyük eşcinsel kültür merkezi. Eşcinsel hareket, daha önceki yıllarda boş olan dört beş katlı koca binaya yerleşmiş. Alt katında kafe-restaurant, üst katlarda ise çalışma odaları vardı. Toplantının kayıtları da burada yapılacaktı; o yüzden Viyana'ya erken gitmemiz iyi olmuştu.
Nihayet toplantı günü, yani 3 Kasım geldi çattı. Saat altıda Rozavilla'da kayıtlar başladı. Diğer ülkelerden gelenler doluşmaya başladı, biz de kaydımızı yaptırdık. Yeni yeni insanlarla tanışıyorduk. Avusturya'daki Trans-X Örgütü temsilcileri masaları dolaşıp konuklarla selamlaştılar. Benim, 1991'de Hortum Süleyman yüzünden cezaevine girmem, o günlerin Türkiye'sinde verdiğimiz mücadele dünya basınında ve eşcinsel örgütlerde duyulmuştu. İngiltere'deki cinsdaşlarımızı da harekete geçirmiş olduğunu, oradan gelen bir transseksüel arkadaştan öğrendim; ister istemez hoşuma gitti. Bizler hep başkalarının eylem dalgasından şevk alırken, meğer biz de bir dalga yaratmışız. Bunu ancak on beş yıl sonra öğrensek de ne mutlu bize.
4 Kasım sabahı saat dokuzda toplantı başladı. Tarihi bir gündü; çünkü Avrupa ve hatta dünyada yapılan ilk uluslararası transgender toplantısıydı. Yirmi üç ülkeden altmış dört grup ve yüzü aşkın katılımcı vardı. Transgender toplantısı, Viyana Belediyesi'nde yapılıyordu. Buradaki toplantı üç gün sürdü, çok önemli sunumlar yapıldı. Bizler de Lambdaistanbul olarak bir pano hazırladık. Burada Lambdaistanbul'un çalışmalarını, eylemlerini anlattık. Lambda'nın çeşitli eylem ve etkinliklerinden görüntüleri, Lambda bültenlerini ve Gacı İstanbul'un sayılarını sergiledik. Üç gün süren sergimiz boyunca Türkiye'de yaşadığımız sıkıntıları da anlatma fırsatı bulduk. En çok soru Oryantalizm üzerine geldi. Biz de bunu İslam'la değil, toplumun süre gelen katı kültürü ile ilişkili olduğunu anlattık. Masamıza ilgi çok fazlaydı. Bu arada bir radyoya daha röportaj verdik. Ayrıca Avusturya'da Türklerin çıkardığı “Öneri” adlı dergiye de bir röportaj verdik.
Üç gün süren toplantılarda isim hakkı, cinsiyet değiştirme sürecinde terapi için kendi doktorunu seçme hakkı, bazı ülkelerde uniseks isimlerin verilmesi tartışıldı. Nüfus kütüklerinde, kişinin cinsiyet değiştirmesine rağmen eski cinsiyeti hakkında bilginin saklı tutulması eleştirildi. Yetmişe yakın öneri sunuldu, daha sonra oylama yapıldı. Oylama sonucunda yedi madde ilk sıraları aldı. Daha sonra ise transgender toplantısının her yıl yapılması önerildi. Bu arada birçok insanla tanıştık, güzel dostluklar elde ettik.
8 Kasım'da Türkiye'ye döndük. On sekiz günlük seyahatimizi yorgun ve mutlu olarak tamamlamış ve yepyeni bilgilerle dolu İstanbul'a dönmüştük.
Demet Demir
|