deniz'in sandığı / Mucize var mıdır, Memet abla?


Ayşe Kilimci'nin “Yıldızları Dinle…” öyküsünün sorusu “Mûcize Var mıdır Memet Abla?”. Cevap arayan isimsiz anlatıcı ise İstanbul ülkesinde, Beyoğlu'nda annesiyle yaşayan bir çocuk, işçi olarak çalıştıkları bir kilisenin bahçesindeki evde yaşayan. Ne biliyorsa Beyoğlu'nda öğrenmiştir. Dört yaşındayken İstanbulluluğa yazılmıştır. (Üç kişi geldikleri bu yerde İstanbul devi babasını yutmuştur.) Noel'de kiliseye şarap taşıdığı sırada polis baskın yapar, “erkek ablalar” ile Cancan'a götürülür. Memet Abla ile orada tanışır.

“Onu ilk gördüğüm yer, Cancan'da bildim, onun farklı, tılsımlı, aynalarda süslenen, onları bir yumrukta kırdı mıydı, var ya, kırıklarından yıldız yapıp, onlarla göğü süsleyen bi adam kadın, mucizeci olduğunu…”

“Bu Cancan var ya, bizim Beyoğlu mehlesine benziyor. Eski binalarmış, kapıdan girince soldaki hele tarih gibi bi şeymiş. Kapısında, merdivenin altında baskınla gelenler toplaşıyor, ama nasıl? Eminönücüler, Nataşalar, E.6'cılar, kadrolular, ibneler, bi de Uğur Dündarcılar var. Bunlar da o biçim, ama programcı artiz Uğur Abime tutkunlar. Orda bi mandalina ağacı var, bunların bekleştiği yerde. Hamkene bile meyvesini koparır, yaprağını sıyırıp yere döküp üstüne tepinirler… Hem tahlil yerinde, hem çay salonlarında ayna istemişler idâre de mecburen asmış… Bence, bazı zaman geçmişi göstertir bu aynalar, kimileyin de geleceği göstertir… Kimisine beyaz atlı prens de gönderiyor, yahut hayata karşı bir güç bağışlıyor ki, o durumda bile ayna seyirliyor bu erkek kadınlar… Memet Abla diyo ki, içinden koca bi nehir akan bu şehri, İstanbul'u çok seviyomuş…”

“Benim Memet Ablamgil karşıda oturur, üç kat, şato gibi gecekondusu var. Bahçesinde tulumbası var, marulu soğanı, hep ekmiş… Kümesi bilene var, güvercinliği… Sıvası yok evin, tepesinde demir filizleri, belki üstünü çıkacakmıştı. Karısı Esme Bey, o ona öyle der, evindeki aynalara hep örtü örter…
Karısı polise benzer, aksi, başı örtülü, kaşları kalın, bıyıkları bilene var Esme'nin, valla… Peki evindeki aynalara, namaz kılarken neden tülbent örtüyor? Aynada neyi görmekten korkuyor? …

Bizi karakola götürdüklerinde, var ya… O polis, onun kolundan sertçe tutup, kenara çekti, öfkeyle bi şeyler söyledi, gözlerine dimdik baktı Memet Ablamın, bunları yaparkene… 'Olmaz' dedi Memet Ablam. Adını öğrenince de polis ona dedikine: 'Get lan, senden Memet olsa, senin her tarafın Memet olsa n'oolur? Güzelim adı da berbadettin. Memet dediğin… Memet dediğin, bak, böyle, benim gibi harbiden erkek olur. Bu isim sana haram…' dedi.” Polis ayıp etti di mi? Sonra bizim yanımızdan ayrılıp giderken, aynada kendine şöyle bi baktı, pek memnun ayrıldı, aman, onun her tarafı polis olsa ne olur… ”

Memet Abla tahlili temiz çıktığı, anlatıcı ise çocuk olduğu için serbest bırakılır.

Bir gün çalıştığı sokakta görür ablasını.

“Tam müşteriyle pazarlığı kesişmiş, o sırada bizim Faça, elindeki bezle arabanın camını siliyor, direksiyondaki adam indi, bii tokat aşk etti Faça'ya… Memet Ablam atladı adamın üstüne, iki yumruk çaktı, yıldızları saydırdı. Sonra da elinde fosforlu çantası, topuklu ayakkabılarının üstünde koş ha koş etti, ara sokaklara kaçtı… Karanlık bi sokakta yetiştim. Önüne geçip, uzun uzun yüzüne baktım. 'Helâl sana be Memet Ablam, kralsın, pardon kraliçesin sen.' dedim…”

Ablasının “Benim sokağıma gelme demedim mi ben sana?” uyarılarına rağmen onu özlemiş, görmeye gelmiştir. Toptan, tüfekten yaman iştir özlem, Memet Ablasının hiç bilmediğini söylediği özlem. Kaldırım taşlarına otururlar, kalplerini döküp döşerler birbirlerine, karşılıklı. Hayatlarını bir video kaset misâli başa almak ister çocuk, Memet Ablası “İnsan hayatı film kasedi gibi geri sarılamaz ki… Hayatın ikinci baskısı yoktur oğlum” der.
Façayı döven adam ertesi akşam bir hayınlığa yatar, yanında adamlarıyla gelir sokağa. Memet Ablayı haşat edip, aldıkları yere, yola bırakırlar. Çocuk yine oradadır. Yalvar yakar olur, şöförler arabalarına almaz. Ağlar sonra, 'Bu benim babam' der. Birisi acır, birlikte atarlar Memet Ablayı arabanın arka koltuğuna. Başından peruğunu alır, makyajını siler, Memet Ablası da tırnaklarını, kirpiklerini çıkartır. Hepsini fularına çıkın ederler.

"Nereye gidiyoruz, size mi?" dedi.
Ben de 'Evet evet, anneme senden çok söz ettim zâten.' deyince şöför uyandı hemen.
'Hani babandı?' dedi.
'Evet, aslında öyle,' dedim. 'İnsan aynı evde yaşamasa bile bir kişinin insanı olamaz mı?' Şöför dikiz aynasından bi acayip baktı arkaya.”

Evde güzel bakarlar Memet Ablaya. Evli olduğu annesinden saklanır, hep birlikte yemeğe çıkılır, annesi ile Memet Ablasının üzerlerine yıldız tozu serpilir sanki. Papaz emmiye gider çocuk. Müslüman olduğu hâlde günah çıkartır güya, vekâleten. Papaza Memet Ablasının bâzen kız, bâzen erkek olduğunu söyler. “Günahı pek büyüktür onun. Bildiği bütün duaları okusun, söyle.” der Papaz Emmi, “İyileştirecek ilâç…” der. İyileşmek istemiyordur ki Memet Abla, hem belki iyileşirse bütün tılsımı kaçar. “Gökkuşağının altından geçmiş Memet Ablam, acaba ondandır bu hâli?” diye sorar. “Olabilir. Öyleysem söyleyesin gökkuşağının altında çok dolanmasın arkadaşın.” yanıtını alır.
Arkadaşının vurulduğunu görür bir gece Memet Abla. Gördüğünü anlamasınlar diye kaçar ama anlarlar. Cinayete şahitlik etmesin diye bıçaklarlar.

“O ölünce, işe çıkmadan önce hazırlandığı atölyesine, hani başka insan olma ofisine gittim ben. Zeytinburnu'da minicik bir evde, ikinci katta… Kapıyı itmemle açıldı, içeri süzüldüm. Tiyatro kulisi gibiydi aynı, parıltılı elbiseler, yırtmaçlı etekler, file çoraplar, takma saçlar, annemin hiç giymediği çorap çeşitleri: pullu, fileli, lame…

Peruklara bakarken, savaşçılık oynadığımzı hatırladım… Ama hepsinden gösterişlisi, odayı boydan boya ikiye bölen uzun, görkemli aynasıydı…

Her tarafa Memet Ablamın kokusu sinmişti. O da sanırım savaşçılık oynuyordu arada bir, kamçısı asılıydı duvarda, zinciri, uzun ağızlığı, yelpazesi.

Dokundum, kokladım, elbiselerini elledim, aynasını okşadım boydan boya ağladım. Gözlerim şişti ağlamaktan, burnumu koluma sildim, görseydi kızardı.”

Vasiyet ettiği gibi ailesine teslim edilir Memet Abla: Peruğu çıkarılır, tırnakları, kirpikleri, makyajı silinir, “erkek olmuştur”. Peki ya diğer ablalar?

Bir de kaleydoskop vardır ki çocuk onu rengârenk ışıklar gördüğü kaleydoskopda aramaktadır artık. Simsiyah yağmur göğünün içinden sarı, kırmızı, mavi, mor tam yedi renk çıkabiliyorsa, kapkara bulutun altından bu renkler çıkabiliyorsa, kırık ayna parçaları dürbünün içinde rengârenk yıldız oluyorsa, o hâlde… “Mûcize diye bir şey var… İster inan, ister inanma, ama var! ”

Memet Abla'nın öyküsü, aynı zamanda bir sosyal hizmet uzmanı olarak çocuk mahkemelerinden hastanelere, fuhuş komisyonu üyeliğinden cezaevlerine pek çok alanda hizmet vermiş yazarına Haldun Taner Birincilik Ödülünü (2000) ve Marsilya Akdeniz Kadınlar Forumu Uluslararası Büyük Ödülünü (2001) kazandırarak kendi mûcizesini gerçekleştirmiş, dahası Türkçe edebiyatın çok az sayıdaki gacı öyküsü arasında (belki de) “en iyisi” olarak nitelendirilmeyi hak ederek bizlere mûcizelerden mûcizeler beğendirmiştir.

*“Yıldızları Dinle…”, Ayşe Kilimci, "Mûcize Var mıdır, Memet Abla?" içinde, Epsilon Yayıncılık

Deniz Yıldız

 

Gacıİstanbul © 2006 - Her Hakkı Saklıdır.