bakış / Kuş kızın düşü...


Yılın en iyi albümü, prestijli Mercury ödülünün sahibi 'I am a bird now' albümü, Antony & The Johnsons'ın dünyaya bir armağanı niteliğinde.

New York şehrinin dünyaya armağan ettiği en özel ve en güzel insanlardan biri Anthony. Bir travesti olması değil onu özel kılan. Ne kabare müziğini muazzam bir hüner ve düzenlemeyle çekilir kılması ne de başta Lou Reed olmak üzere geniş ve fiyakalı bir hayran kitlesine sahip olması. Onu bu kadar özel kılan ve grubu The Johsons ile yaptığı ikinci albümü, "I Am A Bird Now" ile İngilizlerin prestijli Mercury ödülünü almasının başlıca sebepleri basit aslında: İnsanı tek bir notayla hüngür hüngür ağlatabilen Tanrı armağanı tenor sesi ve bu sesi olabildiğince içten kullanmadaki niyeti ve ısrarı.

Antony'nin hayatını değiştiren iki tane imge var: Soft Cell'in 1982'de çıkan "Torch" 45'liğinin kapağında yer alan kel kafalı travesti (ki soft Cell'in vokalisti Marc Almond'a "gerçek annem" diye hitap ediyor) ve Culter Club'ın "Kissing To Be Clever" albümü ve oradaki Boy George. O sıralar 11 yaşında olan bu aklı karışık oğlanın kafasında bambaşka bir dünya ve umut yaratan bu imgeler hayatında belirleyici olmuş. "Onu gördüğümde (Boy George) kendime dedim ki, tamam, böyle olunduğunda bunu yapıyoruz: Şarkıcı oluyoruz!"

Önce Kabare

1990 yılında California'dan New York'a taşınmış Antony, kendini ait hissedebileceği bir dünya bulabilme arzusuyla. Önceleri Blacklips adında avangard bir kabare ekibine dahil olmuş. Ancak asıl hikaye 2000'lerde başlamış. Önce Steve Buscemi'nin filmi "Animal Factory"de androjen bir mahkum olarak rol alıyor, ardından 2001 yılında Antony & The Johnsons olarak ilk albümünü çıkarıyor. Ancak onun hayatını değiştiren en önemli insan Lou Reed. Önce albümü "The Raven"da ona "Perfect Day"i yorumlatan Reed, akabinde onu turnesine dahil etmiş, hatta konserlerinin birinde onu sahneye davet edip Velvet Underground klasiği "Candy Says"i ona yorumlatmış (" Candy Says" şarkısı aslen Andy Warhol'un yarattığı yıldızlardan biri olan, travesti, Candy Darling için yazılmıştı. "I Am A Bird Now" albümünün kapağındaki fotoğraf da Peter Hujar'ın Darling'i görüntülediği 1974 imzalı "Candy Darling On Her Deathbed" adlı çalışması). Sonrası ise Lou Reed, Boy George, Rufus Wainwright ve Devendra Banhardt gibilerinin de eşlik ettiği yılın en iyi albümü (şimdiden ilan etmekte bir sakınca yok) "I Am A Bird Now".

Albüme, "Umarım birisi vardır" diye başlıyor Antony, sesini iyice titreterek; "Bana göz kulak olacak... Kalbimi özgür bırakacak". Ve bunu öyle bir sesle yapıyor ki, bütün bu korkuları karşısında donup kalıyorsunuz. Tüyleriniz diken diken, kalbiniz ağırlaşmış bir şekilde. Halbuki müzik -sözde- çok kolay değil. Kabare müziğinin poplaştırılmış hali, doğal olarak Kurt Weill geliyor akla. Öte yandan Nina Simone'nun eril versiyonu gibi ya da hastalığı yüzünden ergenlik geçirmemiş tenorların tenoru Jimmy Scott'ın başka bir hali. Bir yandan Berlin, diğer yandan Memphis'in siyah mahallelerinden çıkma Stax soul'u.

Ancak, her türden müzikseveri etkileyecek başka bir kimya var burada. O kimya da içtenlik üzerine kurulu. Yalansız ve çıplak olmak üzerine. Kendisin de dediği gibi "Yeni punk umut ve samimiyettir". Desturunu punk kültüründen almış insanlar bunun anlamını iyi bilmeli.

Oğlan / kız

O yüzden dürüstlük konusunda kendini prangalara vurmaktan kaçıyor Antony. Mesela "For Today I'm A Boy"da "Bir gün büyüyüp güzel bir kadın olacağım / güzel bir kız olacağım / Ama bugün bir çocuğum / bir oğlan" dediğinde bir yandan onun adına acılar boğazınıza takılırken, diğer tarafta içinde taşıdığı benzersiz ümide hayran kalıyorsunuz. Haliyle de dinleyen olarak sizin durumunuz birisinin acılarını, çelişkilerini, farklılıklarını dikizlemek yerine onu empatiyle izlemek, dinlemek oluyor. Bu durum özellikle Boy George ile düet yaptığı "You're My Sister"da mevcut.

İlahi okuyan güneyli bir gospel vaizi edasında duyguyu Antony ile paylaşan Boy George, belki de hayatının en iyi performanslarından birini ortaya koyuyor. Antony "What Can I Do"da Rufus Wainwright'ın her daim depresif sesinin arkasında albüm boyunca bir defa geri planda kalırken "My Lady Story"de acılarını ve çaresizliğini şamar gibi suratımıza atıyor. "Benim hanımefendi hikayem / Yok Olma üzerine... / Göğsümün kesilmesi üzerine" derken orada sadece acı görüyorsunuz. Ancak albümün kendinden geçtiği an Lou Reed'in baştaki monolog ve gitarlarıyla eşlik ettiği "Fistful of Love". Fiziksel şiddeti de barındıran bir aşk hikayesi hüviyetindeki şarkı, içinde giderek çoğalan, hiddetli ve dinleyende yarattığı sado-mazoşist etkiyle Otis Redding'in meşhur "Try A Little Tenderness"ının can yoldaşı adeta. "Yumruklarını hissediyorum / Biliyorum sevgiden atıldığını" derken kendi bedeninizin de uyuştuğunu hissediyorsunuz.

Antony & The Johnsons'ın albümünü dinlemek sadece ve sadece mazoşist bir eylem değil. Doğru, insanı paramparça ediyor. Bizim kültürümüze uyan bir feryadı figan hali sizi esir alıyor. Ama dahası var. Empati yeteneğinizi geliştiriyor. Algılama, anlamaya çalışma çabanızı. Ve sonunda bir de bakıyorsunuz ki, çok uzaklardan, bambaşka bir hayattan arkadaş edinmişsiniz kendinize. Yakın, samimi. Ve albümü dinlerken çektiğiniz tüm acılar, kan çanağı olmuş gözler yerini mutluluğa ve umuda bırakıyor. Albümün sonunda Antony "kız kuşlar uçabilir" diye düş kurarken, bunun hayalperestlikten öte bir şey olduğunu siz de fark ediyorsunuz.

Kış yaklaşıyor, havalar giderek soğuyor. İçimizi ısıtmak gerek. Bedeli bir kaç damla gözyaşı olsa bile...

I am a bird now / Antony & The Johnsons

Mert Emcan'ın 30 Ekim tarihli Radikal İki ekinde yayımlanan
"Kuş kızın düşü" adlı makalesidir.

Gacıİstanbul © 2006 - Her Hakkı Saklıdır.