İran'lı dostlarımızdan...
İran İslam Cumhuriyeti'ndeki Transgender Topluluğunun Trajik Durumu
Avrupalı devletler ve insanlar her zaman transgender veya transseksüellerin İran'da herhangi bir problem yaşamadıklarını ve huzur ve sağlıkla yaşamlarını sürdüklerini düşünürler. İlticaları değerlendirenler Ayatullah Humeyni'nin yasal cinsiyet değişimi konusundaki görüşlerini gerekçe göstererek sığınma talep edenleri geri çevirmektedirler, İrandaki sosyal durumu göz önüne almamakta ve İran'ın transseksüeller için bir cennet olduğu sanısıyla anayurtlarına geri göndermektedirler.
Tıbbi tetkiklerin ve başarılı cinsiyet değişiminin sonrasında bir transseksüel henüz zorlu bir patikanın başındadır ve pek çok problemle muhatap olmak durumundadır. İranlı transseksüeller için aileden dışlanma, sosyal çevreden dışlanma, önceki arkadaşlardan giderek uzaklaşma, ameliyat masrafları, ameliyat sonrası yaşamla ilgili olarak aile ve akrabalardan gelen tepkiler, iş kaybı, evlilikle ilgili sorunlar ve bunun gibi korku ve kaygıya yol açan pek çok problem söz konusudur.
Cinsiyet düzeltme İran'da yasaldır ancak bu transseksüellerin başka hiçbir problemi olmadığı ve cinsiyet dönüşümü sonrasında da dengeli ve mutlu bir hayat sürdükleri anlamına gelmemektedir.
Başlangıçta ailenin sergilediği hoşnutsuz tutum ilk ve en önemli sorundur. Alınan olumsuz tepkiler transseksüelleri intihara sürükleyebilmektedir. Biz bunlardan bazılarını kayıtladık:
Roshanak, kadın olmasının üzerinden geçen baskılarla dolu üç yıllık sürecin sonunda afyon alarak intihar etti, Nima sosyal ve ailevi baskılar yüzünden zehir içerek ölüme uzandı ve son olarak Amir ailesinin kendisini reddetmesi üzerine kendini asarak intihar etti.
Tüm bu raporlara rağmen Avrupalı ülkeler İran'da dostane, olumlu bir ortam olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Amir yüksek tabakadan bir ailede yaşıyordu. Hayalarını aldırmasıyla beraber operasyon geçirecekti. Roshanak cinsiyet değişim sürecini tamamlamıştı, bir kadın vücuduna sahip olmuştu ve pek çok talibi vardı.
Bu intiharların sebebi sosyal ve ailevi baskılar değilse nedir?
Roshanak'ın annesi Roshanak'ın hiçbir zaman erkek arkadaşını görmesine izin vermedi. Ne zaman ki annesi Roshanak'ın yatağında ölü bedenini buldu, işte o zaman durumun vehametini anladı.
Amir'in annesi cenaze töreninde; pişmanlıkla oğlunun kadın olmasına neden izin vermediğini haykırdı! Amir'in arkadaşlarından önce; Nima'nın annesi babası onu baskı altında tuttukları için ve bu baskının yol açtığı sonuç adına pişman oldular.
İranlı transseksüellerin yaşamına göz attığımızda onların acılarını hissedebiliriz, sadece daha dikkatlice bakmaya ihtiyacımız var.
Bir kişi cinsiyet değişimi operasyonu için başvuruyorsa iki seneye kadar uzanan psikolojik istişare sürecini geçirmiş bulunmalı, ilk elde adli memura ardından da islami mahkemeye başvurmalıdır. Transseksüeller çıktıkları yolda pek çok engelin olduğunun bilincindeler ve iki kat zorluk istemiyorlar.
Sosyal işlere bakan bir devlet organizasyonu olan Behzisti ameliyat masraflarının % 10'unu karşılamaktadır ve bu çok yetersiz kalmaktadır.
Transseksüeller operasyon geçirdikten sonra hiç bir sorun yaşamayacaklarını düşünüyorlar ancak kendilerini pusuda bekleyen pek çok yeni sorunun olduğunu bilmemektedirler
Kimliklerinin son sayfasında söz konusu kişinin cinsiyet değiştirdiği ve yeni isminin ne olduğu kayıtlanmaktadır.
Bu son derece talihsiz uygulama toplumdan dışlanmaya sebep olmaktadır. İş başvuruları ret edilmekte, tüm evlilik teklifleri reddedilmektedir.
Bazı duyumlar Ayatullah Makarem Shirazi'nin cinsiyet düzeltme işlemini kınadığı ve buna son vermek istediği yönündedir.
Muhafazakarlar bu kanunu yürürlükten kaldırırlarsa, İranlı transseksüellerin durumu ne olur bilemiyoruz.
Birkaç ay once havaalanında bir eşcinsel durduruldu ve bir transseksüel gibi göründüğü gerekçesiyle adli makama çıkarıldı.
İran'daki transfobik atmosfer durumu daha da ağırlaştırmaktadır.
İranlı Gey ve Lezbiyen Örgütü olarak gey, lezbiyen, biseksüel, travesti ve transseksüellere yapılan tüm zulüm ve tehditleri kınıyoruz ve tüm insan hakları savunucularından İranlı transseksüellere destek olmalarını rica ediyoruz. Lütfen devletlerin onların sığınma haklarını reddetmelerine izin vermeyin.
Taraneh Forouhar
İkinci Sekreter
İranlı Eşcinseller Örgütü
Çeviri: Eylem
***
İstanbul'un ilk günleri
Ben Hayal. Sizlere İstanbul'da bir travestinin başına gelebilecek her şeyden; acı tatlı, iyi kötü, güzel çikin her şeyden bahsedeceğim. Beş yıl önce yerleşmek için Bursa'dan İstanbul'a geldim. Galatasaray Lisesi'nin yakınında evi olan bir arkadaşımda kalmaya başladım. İstanbul'un ilk günleri neşeli ve eğlenceli gelmişti başlarda. Yiyor içiyor, geceleri o bar senin bu bar benim geziyor, sabahlara kadar eğleniyorduk. Bir iki ay böyle geçti. Hazır para çabuk biter derler; bir gelir de olmayınca yavaş yavaş gecelerin sermayesi olmaya başladım. Geceleri travesti olup, İstiklal'de gezerek müşteri almaya başladık. Öyle böyle derken, arkadaşım dediğim insan benim para kazandığımı görünce ortaya farklı şeyler çıktı. Anlaşamadık. Arkadaşım da beni evden çıkarmak istedi.
Bir otele yerleştim. Bir ev tutana kadar orada kalmayı düşünüyordum. İstiklal'de gezerken daha öncesinden tanıdığım Hülya adında bir arkadaşım, ev arkadaşı aradığını söyledi ve beraber oturmayı teklif etti. Onunla anlaşabileceğime inandığım için evin yarı parasını ödeme şartıyla yanına yerleştim. Aradan iki ya da üç ay geçti. Her şey yoluna girmeye başladı. Çalışıyordum; artık geriye dönüş yoktu.
Gel zaman git zaman, üç ay sonra bir gece Hülya, ben ve bir arkadaşımız gece kulübüne gittik. Eğlenmek için barın içinde farklı yerlere dağıldık. Ben de yalnız başına eğleniyor, bir şeyler içiyordum. Derken yanıma bir erkek geldi ve tanışmak istediğini söyledi. Bense, aşk ve sevgiye tövbeliydim. Bursa'da beş yıllık bir birlikteliği bitirmiş, İstanbul'a çok üzgün gelmiştim. Neyse; olabilir dedim ve tanıştık. Gayet iyi, hoş ve beyefendi birisiydi. Yirmi yedi yaşında bir esmerdi. Sohbet ettik. Böyle bir ortama arkadaşlarının sayesinde ilk kez geldiğini ve benden ilk anda elektrik aldığı için bana yaklaşabildiğini söyledi. Aslında utangaç ve çekingenmiş.
İlk bir-iki ay sadece dışarıda gezindik. Akşam olunca ben evime, o evine gidiyordu. Ailesiyle Sarıyer'de oturuyordu. Hemen her gece sırf beni görmek için geliyordu. Üstüme titriyordu. Bense İstanbul'un boşluğunda, yapayalnızken gördüğüm bu ilgiden oldukça memnundum. Bir süre sonra birbirimizle anlaşabileceğimizi düşünüp birlikte olmuştuk.
Üç ya da dört ay sonra, ailesinden ayrılacağını söyledi ve bir ev tutup beraber yaşamayı teklif etti. Ev arkadaşıma danıştım. “Başka yere kira vereceğine gelsin burada bizimle kalsın, ev kiranı versin, sana yardımcı olsun daha iyi” dedi. Bunu ona söyleyince kabul etti.
Artık üçümüz bir evdeydik. O, her sabah işe gidiyor akşam dönüyordu. Bir yıl kadar sonra ev arkadaşım, sevgilimle sorunlar yaşadığını ve artık kendisiyle kalamayacağımızı söyledi. Biz de bir alttaki boş daireye yerleştik. Artık baş başa yaşıyorduk. Onun, sabah akşam düzenli bir işi ve hayatı vardı. Ben de akşam çıkıp, olabildiğince erken gelmeye çalışıyordum.
Günler böyle güzel geçip giderken, bir gece Tarabya karakolunda olduğunu ve yarın sabah çıkıp geleceğini söyledi. Ertesi gün saat bir oldu; ortalarda yok. Haber de yok. Saat bir buçukta çocukluk arkadaşı aradı. Hiçbir şey açıklamadan sadece “Çok kötü bir şey oldu, akşam gelip anlatırım” dedi. Sabırsızlıkla akşamı beklerken dayanamayıp ben arkadaşını aradım, ne olduğunu sordum. Onun Şişli Adliyesi'nde tutuklanarak cezaevine girdiğini söyledi. İşte o an dünyam yıkıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak telefonu kapattım. Ne yapacağımı bilemiyordum. O an aklıma annem gibi sevdiğim, manevi annem Kardelen'i aramak geldi. Çok kötü hissettiğimi söyledim. Telefonda ağlamamdan telaşlanıp koşarak gelmişti. Olan biteni anlattım. Bana en büyük destek ondan geldi ve hâlâ gelmekte. “Meraklanma, her şey yoluna girer” diyordu. Fakat ben bir türlü toparlanamıyor ve ne yapacağımı bilemiyordum. Sadece ağlamak, ağlamak, ağlamak istiyordum.
O zor günler yavaş yavaş geçiyor, onun yokluğuna annem ve arkadaşlarım sayesinde alışıyordum. Aradan on dört ay geçti. Bu süre boyunca her iki ya da üç günde bir mektuplaşıyorduk. Postanedeki kadınla akraba olduk. On dört ay sonra yeni af yasasından yararlanarak çıktı. Buluştuk; ben çok şaşkın, biraz sevinçli ve ağlamaklı sarıldım. Özlemişti ama biraz soğukluk vardı sanki. Zamanla bu soğukluk yerini gene sıcak bir sevgiye bırakmıştı.
Her şey normale dönmüş, yine çalışmaya başlamıştı. İşinde gücündeydi ama sanki bir şeyler değişmiş, huyu suyu dönmüştü. Buna, gözü açılmıştı da diyebiliriz. Birtakım kötü huylar edinmişti. Evde benden gizli alkol vs içiyordu. Bir gece eve döndüğümde ne yaptığını gözlerinden anladım ve söyletmek istedim. Fakat şiddetle inkar ediyordu. Eğer erkek şiddetle inkar ediyorsa mutlaka yapmıştır ve yapmaktadır. Sonunda ben baskın çıktım ve itiraf ettirdim; tam da düşündüğüm gibi çıktı. Neyse; bir daha yapmayacağını söyleyerek bana kendini affettirdi.
Her şey normale döndü sanıyordum. Ben evde değilken bir gece apansız evden çıkıp gitmişti. Ortada hiçbir sorun yoktu. İki üç gün hiç haber alamadım. O gün maaşını alıp gitmişti. Uykusuz geçen üç gün üç gece sonra telefon etti; İzmir'de asker arkadaşının yanında imiş. Kaçak yoldan İtalya'ya gidecekmiş! Birlikte geçen beş yıl söz konusuydu. Adeta ikinci bir yıkım yaşamıştım. Ama bir hafta sonra bana geri dönmek istediğini, beni sevdiğini, kabul etmemi istedi. Demek ki ben de onu çok sevmiştim; aşk her şeyi affettirdi. Sevgilim bana geri dönmüştü. Kabullenmem zor oldu ama insan sevdiğinde gözleri gerçekten kör oluyor.
Aradan iki ay geçmişti. Her şey gene normale döndü derken, bana üçüncü ve son yıkımı yaşattı. 27 Kasım pazar gecesi onun doğum günüydü. Kutladık. Hafta sonu çalıştığım için çok yorgundum. Gece beraberce bir güzel uykuya daldık. Pazartesi sabahı işe gitmek için saati gözümün önünde sekize kurmuştu. Rüyamda sanki beni birisi “kalk kalk” diye dürtmüştü. Bir sıçradım, saat dokuz. Yatakta olmaması normaldi ama olmayan başka şeyler de vardı. Cüzdanım, telefonum, bankamatik kartlarım… Bu sefer her şeyin gerçekten bittiğini anlamıştım.
Maddiyatın ötesinde, beş yıllık bir maneviyatın üstüne, kullanılmışlık hissi insanı derinden yaralıyor. On dört aylık cezaevi günlerinde ailesi bile aramazken, her ihtiyacını ben gidermiştim. Üzüntüden on yedi gün hastanede yatmıştım! Karşılığı bu muydu. Üstelik hiçbir yanlışım yoktu. Niye böyle oldu diye hala düşüncedeyim.
Anladım ki erkekler acımasız olabiliyor. Bütün acısıyla tatlısıyla beş koca seneyi bir günde silip atabiliyorlar. Erkek düşmanı değilim ama artık güvenebileceğim birilerinin varlığına az ihtimal veriyorum.
Sayın Gacı Dergisi okuyucuları;
Bu yaşadıklarımın kimsenin başına gelmesini istemem. Şunu eklemek istiyorum ki bizim bizden başka kimsemiz yok!
Hayal
|