Esma anlatıyor: "Gece yarısı, aynı grup geliyor, kapıyı kırıyorlar, evi basıyorlar, arkadaşları tekrar linç ediyorlar, 'Siz daha ölmediniz mi?' diyerekten. O linç edilmiş, ağır yaralı arkadaşı saçlarından evin içinde sürüklüyorlar ve feci bir şekilde parça parça ediyorlar. O kolu alçıdaki, daha acilden yeni gelmiş, yani vurulalı iki gün olmuş arkadaşı, alçılı kolundan tutup tanınmaz hale getiriyorlar. Evi darmadağın ediyorlar. Korkunç derecede bir dayak atıyorlar."
Bi yerde bi randevum var. Taksiyle giderken, Ortaköy'de, ana caddeye paralel bir sokakta, çok çok kirli ve çelimsiz bir sokak köpeği görüyorum. Köpeğin arka bacaklarından biri yok. Üç bacağıyla zıplayarak rızkını arıyor. Birden yüzümü allar basıyor. (Şimdi yazarken de basıyor.) Ama "aşırı" bir al basması hali. Böyle kıpkırmızı kesilmekle kalmıyorum. Başımdan aşağı kaynar sular boşanıyor. Öylesine utanıyorum kendimden. Yerin dibine kızararak göçme hali. Taksiden inip o Üçbacağı kucaklayıp eve götürüp yıkamadığım, aşılarını yaptırıp bizim evin köpek-lerinden biri yapmadığımYani taksiden atlayıp bana ne BBC'den deyip. Zira BBC'yle konuşmaya gitmekteyim ve "Sokak köpeklerini kurtarmanın sonu yok" diyecek içimdeki Dizginkadın. Köpeklere her geçen gün daha da sardıran Taşkınkadın da rezili rüsva olacak onun adına. Hatta dinle imanla meşgul olsaydı bu kafa "Bu kadar küçük ve çaresiz bir sokak köpeği tek bacağını kaybederken nerelerdeydin Tanrım?" yapacak Alyoşalaşıp.
Alyoşa da "Bu bacağını kaybeden köpeklere nasıl davrandığımızla ilgili Tanrı'nın bir sınavıdır. Ve O böyle tali konulara bakmaz" diyecek. "Kendi oğlunu, kuzusunu bile kurban etmedi mi kullarını sınamak (ve dolaylı olarak kurtarabilmek) uğruna? Düşünmem ki ben böyle konuları. Niye birden Karamazov'laşıyorum, meçhul yani.
BBC'de "Halkı askerlikten soğutmak" menfur "girişimim" (yazım yani) üstüne röportajlanıyorum. Mehmet Tarhan'dan da söz ediyorum. Doğal olarak. Yazı, ondan yola çıkmıştı. Benim Kahramanım: Mehmet Tarhan. Son zamanlarda hayatım özellikle "psychic" tesadüflerle bodoslanmakta. Akşamüstü de Lambdaistanbul'da olacağım zira. Bana Eryaman'da yaşatılan Travesti Kıyımı'nı anlatacaklar. Ve orda Mehmet Tarhan'la tanışacağım. Kahramanımla.
O gencecik, incecik, güzelcecik çocuk bana konuşmamızın sonlarında "Şehircilik anlayışları bu" diyecek. "Ne zaman bir düzenleme akıllarına gelse sokak köpekleri, sokak çocukları ve travesti temizliğine girişiyorlar." Böylece günümün içine eden Üçbacak'a, daha doğrusu benim Kayıtsız Kalma Kapasiteme düğümlenerek gün, nihayetlenecek.
Bu kış boyunca Manchester'daki gey barların kapılarında Mehmet Tarhan'ın posterleri asılıymış. Bizim gey barlarımızda 482 YTL'lik "designer" tişörtlerinin altında Levi's Vintage'larının hangi popoyu daha güzel teşhir ettiğine fikslenmişti mutena geylerimiz. Orası da gey bar, burası da. Amerika'daki gey hareketi de Stonewall adlı barda çıkartılan bir kavgayla başladı. Böyle şeyler de konuşmadan edemedik zira.
Bana ülkenin geylerinin meselelerine ne kadar sahip çıkıp çıkmadıklarını söyle; ben de sana kıvamlarını söyleyeyim (Tavşan Boku). Bana travestilerine nasıl davranıldığını söyle, ben de sana ülkenin düzeyini söyleyeyim. (Diplerde.) Melih Gökçek diye süpersonik 1 belediye başkanı var bildiğiniz üzre Başkent Ankara'nın. Birkaç zaman önce bi televizyon programında nasıl Cinnah Caddesi'nden (Ankara'nın göz akı) kovduğuyla övünmüş travestileri. Sonra sıra Eryaman'a gelmiş olmalı. Zira zamanında varoşumsu periferik bir yer olan bu semt şimdi yakaladığımız GayrimenkulCinneti'yle sınıf atlamaya doymamaktaymış. E şimdi bi semte nasıl sınıf atlatırsın? Kuduz Fobisi'yle sokak köpeklerini katledersin. Tinerci Korkusu'yla sokak çocuklarını görüntüden silersin. Travesti Dehşeti gibi alengirli, çilingirli (medyadan da destekli) başlıklarla da travestileri YOK edersin. O zaman kardeşim o semt PRİM yapar. Prim yaptıran başkan da. Primmm. Bu arada Dinci Fobisi'ne karşılık Devletçi Korkusu'yla Usyarılması'ndan yarılmış toplumun "Bi televizyon kanalı 350 milyon dolar ediyorsa benden iyisi Şam'da kayısıdır ağbicim medyalaması" işine (yani hasılat raporlarına) gelmediği herrr ama herrr şeyi YOK saydığı gibi, Eryaman'da yaşananları, yaşatılanları, son birkaç zamandır iyice tırmandırılan Hayatı Travestilere Zindan Etme Numaraları'nı DA YOK SAYAR.
Ki borsa düşmesin, işsizlik muamması açık edilmesin, Avrupa Birliği'nin giderek çileden çıkıyor halleri kozmetik hileleriyle gizlensin. Bu arada ne götürseler KÂRdır ve iyi götürüyorlar hakikaten. Önümde, İdari Yaptırım Karar Tutanağı diye örneğini ilk kez gördüğüm bir tutanağın işte fotokopisi duruyor. Hemen bu başlığın altında (Gerçek Kişiler İçin) diye fantastik bir başlık daha var. Yüz dokuz milyon ceza kesilmiş bu legalitemeyle bir travestiye. Kabahat Fiili kısmında: ADABA AYKIRI HAREKET yazıyor. Markette alışveriş ederken, bir lokantada yemek yerken, sinemadan dönerken, her an her yerde travestiler toplanıp karakola götürülüp bu para cezasını vermeye mahkum edilebiliyorlar. Ki, şehir manzaralarımızdan YOK olsunlar. Milyarlık cezalarla başlanıp bi sürü mahkemeleşmenin akabinde cezalarda 109 YTL'ye inilmiş durumda. Ama ceza "kesmeleri" son derece sıklaştırarak.
Ve fakat Eryaman'da yaşananlar, yaşatılanlar çok daha trajik. Bizzat yaşayanların tanıklıklarıyla bitiriyorum.
"Esma: Şimdi şöyle anlatayım. Eryaman'da oturuyoruz hepimiz. 10-15 kişi kadar varız. Hepimiz kendi evlerimizi tutmuşuz. Dayanmış, döşenmiş. Normalde bazı olaylar olur biliyorsunuz, travestilere falan saldırılar olur. Onlar normaldir yani alışılmıştır. Fakat son dönemki bu kaçmamıza sebep olan olaylar, normal, dışarıda, hani "şunları gidelim dövelim" gibisinden değil de, son derece barbarca, vahşi ve katliam yaparcasına, resmen öldürmeye yönelik hareketlere dönüştü. Bunların da çoğunu polis görmedi zaten, yani gördü de görmedi. Olaylar en başta, bir gün yine 4. etaptaki cadde üzerinde işe çıkan arkadaşların birkaç araba gelip, 25-30 kişi civarında, belki daha da fazla, sayıları çok kalabalık Onların ellerinde sopalar Hiç eksik olmadı zaten saldırılar boyunca Büyük boyda sopalar ve sallamalar ve döner bıçaklarıyla arkadaşlara saldırmalarıyla başladı, dövmeleriyle başladı. O gün o şekilde geçti.
Yani küçük çapta bir saldırı oldu, birkaç arkadaş yaralandı. Biz olayı şeye bağladık, hani yine geldiler, içmişler, haplılar, falan gibi bir düşünceyle biz şey yaptık onları. Ondan sonra ertesi gün bir başka arkadaşa bir saldırı oldu.
Yeşim: Bunlar hep işteyken oluyordu değil mi?
Esma: Hı hı. Zaten akşam genelde akşam 9'la 11 arasında başlıyordu olaylar. İki gün üst üste bu oldu. Daha sonra, işte bir gün sonra Ankara'nın balyoz ekibi, ahlakı (Ahlak Masası) geldi. O gün orda çalışmamıza izin vermedi, bu son iki gündürki olaylardan dolayı. Zaten çıkmadık. Bir gün sonrası da kandildi. Kandil gecesi zaten kimse çıkmıyor dışarı, ters olmasın diye.Ondan sonraki günlerde zaten olaylar tam zıvanadan çıktı. Bir arkadaşımız, Yağmur adında bir arkadaşımız, şişmandır kendisi, yani koşma, kaçma ihtimali yok Üç arkadaş daha Onlar işteyken, yoldayken yine arabalarla geliniyor, yeşil ford, şu an plakasını hatırlamıyorum ama arkadaşlar plakayı bana rahatlıkla söyleyebilirler Yeşil ford, eski bir ford Özellikle liderleri dediğimiz insanlar o arabanın içinde, çünkü en çok göze batan araba oydu. Yine 25-30'un üstünde insan.
Her bir travestiye 6-7 kişi düşüyor. Yani arabadan inenleri hesaplarsak Linç ettiler, Yağmur dediğimiz arkadaşı linç ettiler. Sallamalarla, sopalarla dakikalarca dövdüler. Başka arkadaşlara da aynı anda başka gruplar saldırdı. Yani aynı arabadan inip beş beş, beş beş, dağıldılar. Herkesi, kimi yakalarlarsa... Arkadaşlardan biri bir arabaya bindi, kaçmak istedi, sivil oradan tesadüf geçen bir arabaya binip kaçmak istedi. Kaçmak isterken arabanın camlarını falan indirdiler. Yani bizimle hiç ilgisi olmayan kişi, kurtarmak isterken, onun da arabasını parçaladılar.
Bir sonraki gün yine biz çıktık. Bu sefer Seçil ismini kullanan bir arkadaşın, yine geldiler, aynı grup ama yaya olarak geldiler. Silah sıktılar. Kuru sıkıdan bozma bir silahı kullanmışlar. Arkadaşın sağ kolu kırıldı. Mermi içinde kaldı. Ameliyat, işte hastaneye götürüldü falan. Kolu alçıya alındı ama mermi çıkmıyor. Sadece iki günde bir pansumanlara gidip kontrole gitmesi gerekiyordu. Kolu ağır bir şekilde alçıya alındı. Sinirlerim bozuldu, böyle sürekli yaşadıkça Bu arada linç edilen dediğim arkadaş Yağmur'la kurşunlanan Seçkin dediğim arkadaş ev arkadaşı, aynı evde yaşıyorlar. Bizler üç üç, dört dört, iki iki, yani tek yaşayan pek yok. Gece yarısı Bu vurulan arkadaşla linç edilen arkadaşın aynı evde yatarken, gece yarısı, aynı grup geliyor, kapıyı kırıyorlar, evi basıyorlar, arkadaşları tekrar linç ediyorlar, "Siz daha ölmediniz mi?" diyerekten.
O linç edilmiş, ağır yaralı arkadaşı saçlarından evin içinde sürüklüyorlar ve feci bir şekilde parça parça ediyorlar. O kolu alçıdaki, daha acilden yeni gelmiş, yani vurulalı iki gün olmuş arkadaşı, alçılı kolundan tutup tanınmaz hale getiriyorlar. Evi darmadağın ediyorlar. Korkunç derecede bir dayak atıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, vurulmuş bir insan, yataktan tuvalete gitmekte zorlanan, yanında bir insana ihtiyaç duyan bir insanı parça parça ediyorlar, üstlerinde zıplıyorlar. Evi darmadağın ediyorlar ve çıkıp gidiyorlar..."
Perihan Mağden'in Aktüel'de yayımlanan yazısıdır...
|