gacı'nın gör dedii! / Kızkardeşlik güçlüdür.


Çok iyi bildiğimiz bir gerçeklik var: yaşadığımız dünya erkek dünyası... Toplumsal yaşamın her alanında binyıllardır erkek iktidarı hüküm sürüyor. Bu iktidar da her iktidar gibi belli bir hiyerarşiyi dayatıyor. Belli bir sırada; erkek, kadın, gey, trans…. vs şeklinde dizildiğimiz bu ataerkil hiyerarşide biz transseksüeller en alt basamaktayız. Baskıyı tüm ağırlığıyla yaşıyoruz. Sözün özü ezilenin de ezileniyiz.

Erkekliğin yüceltildiği şu toplumda, varlığımız bütün ataerkil tabulara dokunuyor.

Erkekliği reddettiğimiz için bütün nefret oklarına hedef oluyoruz, engelleniyoruz, yok sayılıyor damgalanıyoruz, her türlü iftiraya uğruyoruz. Tüm bu baskılardan sıyrılmak ya da en azından biraz nefes almak için uyguladığımız bazı stratejiler de var. Kimimiz tüm gücüyle çark edip paranın her kapıyı açan, her engeli deviren gücüyle topluma kendini kabul ettirme gayreti içine girebiliyor. Bir diğerimiz evlenerek saadete, en azından huzura erebileceği günlerin hayalini kuruyor ve her şeyini aşkına yatırıyor. Estetik operasyonlarla, bakımla 'güzelleşip' en güzel, en sahici kadın olarak arada kaynamayı hesap edenlerimiz de az değil Bunların hepsi kendi mantığı içinde iyi güzel; ancak çoğunlukla uzun vadeli olamayan, kısa devre ve bireysel çözümler... Daha da önemlisi erkeklere endeksli çözümler. Oysa ki biz gacıların herkesten çok ve her şeyden önce kendi aramızdaki güveni ve dayanışmayı geliştirmeye çok ihtiyacı var. Birbirimizi sürekli olarak dinlemeli, anlamaya çalışmalı; ortak sorunlarda ve çözümlerinde birleşebilmeliyiz.

8 mart tarlalarda, evde, fabrikalarda, sokakta sırf kadın olduğu için ezilen sömürülen kadınların olduğu kadar biz transseksüel kadınların da günü… 8 mart tüm kadınlar arasında dayanışmayı ve erkek iktidarına karşı ortak mücadeleyi ifade ediyor. Peki aramızda dayanışma var mı? Varsa ne düzeyde?

Aramızda dayanışma hem var hem yok…Yaşadığımız yoğun şiddet ve dışlanma, bizleri mecburen de olsa yan yana getirebiliyor.Üç, beş hatta yedi kişi aynı evi paylaştığımız oluyor. Saldırıya uğrayan arkadaşımızı, eğer karşı tarafa diş de geçirebiliyorsak koşup kurtarabiliyoruz (ki bu bile giderek azalıyor “neme lazım bulaşmayayım” dediğimiz zamanlar daha fazla gibi... Özellikle Tarlabaşı'nda çor çeteleriyle mücadele etmek çoğu zaman kolay olamayabiliyor neyse…) Ya da ölen arkadaşımızı hep beraber uğurladığımız cenazeler birleştirici olabiliyor.

Diğer yandan baktığımızda aramızda dayanışma yok. Ülkemizde neredeyse tüm kesimler örgütlüyken; bu topraklarda yüz yılları aşan bir tarihi olan biz travesti ve transseksüellerin bu yıllar sürecinde kurup yaşatabildiği tek bir örgütü bile yok. Sorunlarımızla ilgilenen örgütler var elbet; ancak biz bu örgütlerde kendi sorunlarımızı ne kadar gündemleştirebiliyoruz? Örgütlenmeye ne kadar yanaşıyoruz, sorunlarımız, çıkarlarımız etrafında ne kadar birleşebiliyoruz? Bir araya gelip sorunlarımızdan konuştuğumuzda ise umutsuzluk ve karamsarlık sohbete hakim oluyor. Toplantılara “Böyle gelmiş böyle gider... Bu lubunya milleti adam olmaz” gibi laflarla son veriyoruz. Herhangi bir ortak karar, çözüm çıkaramadan dağılıyoruz. Ben merkezcilik gibi bir lüksümüz olmadığı halde her kafadan çıkan sesleri ortaklaştıramıyoruz.

Bizi hem koruyan hem de bir o kadar savunmasız kılan benmerkezcilik… Çoğu kez yaşamın acı sürprizlerini tek başımıza göğüslediğimiz için; her birimizin kendi derdine düşmesi bir noktaya kadar anlaşılabilir bir şey; hele ki pastanın iyiden iyiye bölündüğü fuhuş sektörü göz önüne alındığında... ”Her koyun kendi bacağından asılıyor” diyebilir, bacımızın çığlığına kulak tıkayabiliriz ancak çok iyi bildiğimiz bir şey var ki, çoğu durumda esnafı, beybisi, mahallelisi neredeyse tüm toplum bize karşı anında birleşiyor. Diğer yandan dünyada ve Türkiye'de radikal sağın, orducu-savaşçı zihniyetin nasıl yükseldiğine de bir bakalım. Faşizan odaklar hızla örgütleniyor ve buralarda kuşak kuşak, boy boy travesti düşmanları üretilerek topluma salınıyor. Tamam örgütlenmeyelim, herkes başının çaresine baksın ancak düşmanlarımız durmuyor. Sıkıştırıldığımız şu birkaç semtteki görece rahat ortam bile kalmayabilir; eğer ki biz birbirimizi kollamayı öğrenemezsek. Maalesef hala günah keçisiyiz. İç savaş, siyasi buhranlar, darbe…vs gibi kriz dönemlerinde bozuk para gibi harcanan ilk biz oluyoruz.12 Eylül belleklerde hala taze...

Çalıştığımız fuhuş sektörünün rekabetçi şartları, anlamsız kıskançlıklar, erkeklerin koyduğu güzellik ölçütleri çoğu zaman bizleri karşı karşıya getirebiliyor. Birbirimize “Senin elin büyük, kolun büyük” “trikaların babam gibi” “muşunu yaptır” şeklinde koliler atabiliyoruz. Dışlanmışlığı o kadar ağır yaşıyoruz ki; yabancılaştırıldığımız şu yaşamda sürekli beğenilme / sevilme ihtiyacı duyuyor, vücudumuzla didişip duruyoruz. Erkeğin istediği kadına ne kadar yaklaşırsak kendimizi o kadar kabul edilmiş, benimsenmiş sayıyoruz ve tabii arkadaşımızı da o ölçüde kabullenebiliyoruz. Oysaki birbirimize omuz vermediğimiz sürece kabullenileceğimiz filan yok.

Bazılarımız için aşk yaşamın merkezinde... Aşk hormonu müthiş bir uyuşturucu, tüm acıları unutturabiliyor ve onun verdiği yaşam gücüyle insan pek çok şeyin üstesinden gelebiliyor. Aşkın gücünü kullanalım elbette ancak maddi-manevi her şeyimizi yatırdığımız aşk ilişkisi içinde tükenmeyelim. Zaafımızı iyi bilenler bizi en yaralı yerimizden vuruyorlar: kalbimizden... Düşlerimizden vurgun yiyoruz, hayal kırıklıklarıyla parçalanıyoruz. Türkçesi; mantileri, laçoları yaşamımızın eksenine oturtmak çok tehlikeli diyorum. Arkadaşlarımız, politika, yapamadığımız mesleğimiz, yarım bıraktığımız tahsilimiz, belki sanatın bir dalı, amaçlarını benimsediğimiz bir dernek... vs. bilemiyorum. Yaşamın tüm kanallarından beslenmeliyiz, beslenebilmeliyiz. Aşk / erkekler bu kanallardan yalnızca biri.

Ve dayandığımız en çürük destek: uyuşturucu... Bazılarımız sorunlarla yüzleşip çözmek yerine, papiklenerek bu sorunları geçiştirme yoluna gidebiliyorlar. Sorunlar o an için unutulsa da bir süre sonra öyle alışkanlık yapıyor ki yaşamla papiksiz baş edemez duruma gelebiliyoruz. Dahası, her gün kazandığını torbacı laçosunun eline sayanlarımız da var.

8 mart yaklaşırken dayanışmanın anlamını bir kez daha görmeliyiz. Para, güzellik, koca, uyuşturucu; hiçbiri kurtuluşa götürmüyor. Zira tüm bunların gücüyle bir yerlere gelsek bile birlik olamazsak, gün gelecek kapandığımız kumdan kalelerde tek tek teslim alınacağız. Biz gacıların herkesten çok ve her şeyden önce kendi aramızdaki güven ilişkisini ve dayanışmayı geliştirmeye ihtiyacı var.

Biz transseksüel kadınların diğer kadınlara da ciddi anlamda ihtiyacı var. Çünkü her şeyden önce bu toplumda kadın olduğumuz, kadın olmak istediğimiz için eziliyoruz. Kadın aşağı olarak kabul edildiğinden, bir erkeğin düşebileceği en aşağı konum olarak biz gösteriliyoruz. Erkek iktidarı ve onun uzantısı olan yaygın transseksüel düşmanlığı hayatı bize zehir ediyor. Bizlerden kurumsal anlamda çok daha uzun bir tarihi olan kadın hareketi, bu süreç içinde belli bir maddi-manevi birikime, güce ulaştı. Gördüğümüz baskıyı daha bilinçli bir biçimde çözümlemek, yeni taktikler, yöntemler geliştirmek için pekala feminist yazından faydalanabiliriz. Hepimizin hayali olabilecek bir sığınma evi projesini hayata geçirmek için kadınların sığınma evi deneyimlerinden yararlanabiliriz. Yine, kadın hareketinin bir meyvesi olan KHUM da (İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi) bizlere yaşadığımız yasal sorunlarda yardımcı olabilir. Örnekler çoğaltılabilir. Kısaca diğer kadınlarla, kadın gruplarıyla buluşmak, beraber çalışmak bize güç katacaktır demek istiyorum.

Kadın hareketi “Geceleri de Sokakları da İstiyoruz” diyor. Geceleri de, sokakları da çok iyi bilen biz transseksüel kadınların da has gacılara anlatacağı çok şey var. Erkek dünyasını iyi biliyoruz. Yılarca erkek şiddetiyle mücadele ettik, ataerkinin en soğuk yüzünü gördük ve bu anlamda bizler de çok ciddi deneyim kazandık, pek çok taktik geliştirdik. Dört bir taraftan kuşatıldığımız için amaca giden gizli patikaları çok iyi biliyoruz.

Kısaca diğer kadınlarla, kadın gruplarıyla buluşmak, beraber çalışmak bize de onlara da güç katacaktır demek istiyorum. Pek tabii iki tarafta da birbirini kabul, doğru anlama bakımından belli sorunlar olabilir. Birden bire yan yana gelmemiz kolay olmayacaktır. Ancak ısınmak için birbirine sokulan kirpiler misali ağır ağır da olsa birbirimizi kanatmadan bir arada durmanın yolunu bulmak zorundayız. Dışarısı çok soğuk.

Kızkardeşlik güçlüdür. Her renkten, her kimlikten bütün kadınlar yan yana gelse ortaya olağanüstü bir şey çıkar. Dünya ekseninden çıkar! Her sene tekrarlanan 8 mart işte böyle bir devrimin provasıdır. Feminizmdeki vaadi görelim.

Bütün kızkardeşlerimin 8 mart'ını kutluyorum.

eylem

 

   
Gacıİstanbul © 2006 - Her Hakkı Saklıdır.