aktif / evliyalar şehri! bursa'da...


Merhabalar,

Bu Gacı'daki ilk yazım olacak. Biraz panik halinde, çokça da heyecanlıyım. Heyecanımı ve katılımımı daha sonra uzun uzun yazmayı düşünüyorum. Ama öncesinde değerlendirilmesi gereken bir olay var… O da Bursa!..

Çoğumuzun işittiği bir olay Bursa olayları. Daha çiçeği burnunda olan Bursa Gökkuşağı LGBTT Derneği'nin düzenlemiş olduğu 1. Bursa Eşcinseller Buluşması kapsamında 6 Ağustos Pazar günü İstanbul'dan Lambdaistanbul adına yaklaşık yirmi kişi gittik. Amacımız başta Bursa Gökkuşağı Derneği ve akabinde Lambdaistanbul'un il valiliklerince kapatılma tehdidiyle ortaya çıkan madi durumu ve kapağı “pornografik” unsurlar içeren Kaos GL Dergisi'nin -üstelik basın bayramının kutlanacağı hafta- toplatılmasını eleştirmek ve kamuoyuna varlığımızı göstermekti. Bursa'da son aylarda yaşanılan özellikle travesti ve transseksüel arkadaşlarımızın yaşadıkları kötü ayrımcılığın ve nisan ayında yaşanan Eryaman olaylarının da hesabını sormak vazifelerimizden biriydi. Yürüyüşümüzü gerçekleştirmek üzere pazar sabahı yollara döküldük. Her zamanki eylem öncesi komik hallerimizle yolculuğumuz olabildiğinden de eğlenceli geçti. Bursa'ya vardığımızda dernek binasına gitmek üzere otogarda otobüs beklemeye başladığımız andan itibaren günlerdir aslında şehir tarafından muhabbetlere bolca konu olan bu yürüyüşün sessizce beklendiğinin farkına vardık. Hepimiz az çok farkındaydık Bursa'da o hafta içinde çeşitli yerel gazetelerde bir takım bize “saldırıyı teşvik edici” yazılar çıktığının, lakin önemsemiyorduk. Çünkü İstanbul yürüyüşlerimize alışmıştı, ya da biz artık bize bıyık altından gülerek homofobilerini ve transfobilerini gizleyenlere…

Sevgilim biletçinin önünde oturan bir grup şöförün konuşmalarına kulak kesti bir an:
- Bunlar da gelmişler bak yürüyüşe şehir dışından…

Anlaşılan bekleniyorduk. Bursa'nın kuru sıcağıyla şehre girdik… Derneğin bulunduğu Heykel semtine gelişimizle binanın önünde konuşlanan polisleri farkettik. Öykü / Gökkuşağı Derneği Başkanı günler öncesinden iznini valilikten aldığı eylemimizin sorunsuz geçmesi için elinden geleni yapmış ve güvenliğimiz için emniyet teşkilatına gereğinin yapılmasını talep etmişti. Polislerce derneğin bulunduğu binaya yönlendirildik. Gökkuşağı adı gibi rengarenk boyanmış şirin bir yerdi. Pek güzel karşılandık, lokum ve kurabiyelerle karnımız doyuruldu. Macera eylem saati yaklaştıkça başladı… Herkes olabilecek tüm tehlikeler ve sorunlar sebebiyle uyarıldı, İstanbul eylemlerinde de yaptığımız ön konuşmalar yapıldı. Saat 14.00'e on beş dakika kala aşağıya indik ve büyük bir polis kalabalığıyla karşılaştık.

Bir takım Bursasporlu “sporseverler”ce eylemimizi yapacağımız Setbaşı'nda beklen-diğimiz, bu sporsever arkadaşların her maç öncesi bizim yürüyüşü yapacağımız istikametin ters yönünde stadyuma doğru yürüdüklerini ve tehlikeli oldukları için eylemi bir saat ileriye almamız gerektiğini söyledi emniyet görevlisi arkadaş… Ardından şunu eklemeyi de geciktirmedi ; şayet yine de "yürüyoruz biz" derseniz sizin emniyetinizi korumak bize düşmez, oldu da kamuya tehlike arz edecek bir hususta bulunursak bizlerinde göz altına alınabileceğini söyledi. Kendilerine defalarca valilikten izin alınan bir yürüyüşün ve emniyetçe güvenliğimizin yerine getirilmesi gerekilen bir durumda yürümemizin hiçbir sakıncası olmayacağını söyledik. Polis memuru arkadaş bizi saat 14.00'te yürütmemeye kararlıydı. Yürüyüşümüzü yine de geciktirmemizin en uygun olacağını söyledi. Biz yine de binadan bir kaç metre çıktık yürüyoruz diye. Baya kalabalıktı o sırada kapının önü. Gazeteciler, polisler ve etraftan bir yığın esnaf. Bu arada çoğu esnafın "yürümelisiniz, sizin de hakkınız..." dediğini hatırlıyorum. Ama polisin sert tepkisiyle içeri girmeye zorlandık. Çıkan tartışmalar, konuşmalar sonrasında 15.00'te yürümeye karar aldık. Fikir birliğine zor da varsak derneğin bulunduğu işhanına girdik. Hatta o sırada bir kaç çelik kuvvet polisi kapının önüne barikat kurdular. Yüzleri nedense binanın dışına yönelik olması gerekirken bize yönelikti. Hepimizin iç sesleri yürütülmek istenilmeğimizi anlıyordu. Kimi arkadaşlar yürüyüşümüzü 15.00'te gerçekleştirirsek bunun valilikten alınacak izne uymayacağı için engelleneceğini, bize bir komplo kurulduğunu düşünüyordu bu sebeple yürümeliydik. Kimi arkadaşlarsa canımıza gelebilecek zararları düşünerek yürümenin aptallık olacağını düşünüyorlardı. O kargaşa ve telaş içinde “yürüyemeden” ya da Hürriyet gazetesinin de dediği gibi “3 metre bile yürüyemeden”(!) binanın içinde toplandık. Ankaralı gacı bir arkadaşın “kapatın işhanının kapısını, benim konuştuğumu kimseler (polisler) duymasın” dediğini hatırlıyorum… Evet polis her ne kadar huzur ortamı yaratmaya çalışıyor gibi gözükse de yanlıydı… Zamanla anladık…

O sırada “sporsever”ler gelmeye başladılar. Sessizce dinlemeye çalıştık bağırışlarını… Korktuk. Bu nefretin, kinin sebeplerinin biz olmadığını düşünmeye çalıştık. Elbette bizler değildik ama belki de geceleri gacıların koynuna giren bu tipler bu gündüz de düşmanı kesilmişti bizlerin, kendi homofobilerinin kurbanlarıydılar. Bu sesleri duymamak ve 15.00te tekrar yürümek için aşağıya inmek üzere yukarı çıktık. Uzun bekleyiş başladı. “Sporsever”ler gelmişlerdi. Kalabalığın içinden bizden sonra gelenler aşağıda yaşananları anlatıyorlardı. Taraftarların sokaktan geçenlere “abi bırak maça gitmeyi, asıl maç burada” diye kalabalıklarına kalabalık kattıklarını, küçücük çocukların ellerinde sopalarla taşlarla bağırdıklarını, dernek binasından biraz daha ilerde polislerin taraftarlara “binadan çıkarlarsa üstlerine yürüyün, vurun, öldürün, biz karışmayacağız” dediklerini… Allah'tan derneğin cephesi yürüyeceğimiz caddeye değil arkadaki bahçeye bakıyordu. Çünkü yedinci katta olmamıza rağmen camlara taşlar atmaya çalışıyorlardı. Bir ara bu azgın kitlenin Gökkuşağı'yla aynı katta olan TKP'ye bağırdıklarını da işitenler olmuş. Güruh ahlaka karşı olarak sadece bizlere değil, iktidar düşüncenin dışındaki herşeye saldırmaya hazırdı. Şaşkındık… Beklediğimiz elbetteki bunlar değildi. Demokratikleştikçe haklarımızı arayabileceğimiz platformların oluşmasına izin veren devletimiz vatandaşları medyaca, polislerce, şehirce daha hazır değillerdi bunlara… Ya da devletin binlerce sorunu varken bunlarla uğraşmaya !!?!

Gerilmeye başladık tabii ki. Binanın etrafı taraftarlarca kuşatıldı, polis aşağıda kapıdan dışarı kimseyi çıkarmıyor, içeri kimseyi almıyor. Camdan aşağıya baktığımız da birkaç polis binanın çevresini kapatmış lakin azılı taraftarlar hemen yanlarında, balkondan kafasını uzatan herhangi birine el kaldırıyor, bağırıyor, küfrediyor. Polis hiçbir şey yapmıyor. Ön tarafta daha sonra televizyon haberlerinde gördük sloganlar atılıyor: “Tralara ölüm” diye bağırılıyor. Bursa 45 derece sıcak, yanıyor… Sigaralar, tartışmalar, konuşmalar…

Öykü sayısını sayamadığım kadar telefon görüşmesi yaptı. Sonunda anladık ki tehlike gerçekten büyük, yürüyeceğimiz güzergahta başta polislerce sayısı 5000 olarak ifade edilen büyük bir grup var, bir süre sonra 1500'e indi. Sonrasında anladık ki 300'müş. Ama yine de tehlikeliler. Eh, polis üst baş araması yapmazsa, ellerinden sopaları almazsa elbette tehlikeli olurlar. Ama öteki dediğin eşcinseli, biseksüeli, travestisi, transeksüeli ancak kamu düzenini bozabilir ya, bizler yürürsek gözaltı tehlikesi var. Basın açıklaması yapılması kararı alındı, gazeteciler arandı. Üç saate yakın gerginlikten sonra güzel bir açıklama yapıldı. Polisin tavrı ve “sporsever”lerin tepkileri kamuoyuna teşhir edildi. Belki yürüsek bu kadar büyük ilgi olmayacaktı olaya ama Bursasporlular konuşma hakkımızı engelleyemedi. Herkes bu şekilde öğrendi yaşanılanları, gazeteciler gitti. Biz 100'e yakın kişi tekrar kaldık başbaşa…

Şimdi dert binadan nasıl çıkacağımız oldu… Polis şehir dışından gelenlerin otogara ulaşması için güvenlik ekiplerinin temin edileceğini söyledi. Tabii binada kalan Bursalı arkadaşların durumu meçhuldü. Ankara'dan gelen yeni kurulan Pembe Hayat Derneği üyeleri 20 gacı Kaos GL'den gelen bir kişi ve Lambdaistanbul'dan katılan 20 kişi otobüse binmek üzere aşağıya inmeye başladık. Duygusal anlar oldu… En azından çıkarayak Öykü'ye sarılıp ağladığımı hatırlıyorum. Polis kordonunun içinden geçip otobüse binmeye başladık. Çok gergindik hepimiz çünkü otobüsün arkadasındaki polis kordonunun biraz gerisinde azgın bir kalabalık bize bağırıyordu. Hala dağıtılamamışlardı neye kime hikmetse! Otobüse bindik kapılar kapandı. Geride kalanlara el sallamak için camlara yöneldik ve binanın önünden hareket ettik. İçerisi acayip gergindi o sıralarda. Otobüs daha dolmadan hareket etmeye kalkıştı bir kaç kez. Bağırışlar, çağırışlar, bir dünya sıkıntı… Neyse ki yolculuk başladı ardından… Çok az ilerleyebildik. Benim gözüm o azgın kalabalıktaydı… Yaşı 16'dan fazla olmayan bir çocuğun elinde içi taş dolu bir pet şişeyle koştuğunu farkettim. Bir anda otobüse atılan taş sesleriyle irkildik ve yere çömeldik. Yanımda oturan gacıyı koltuğundan indirdiğim anlar gözümün önünden gitmiyor, polis sirenleri, bizim çığlıklarımız ve Demet'in başınıza çantalarınızı koyun uyarısı… Bir kaç dakika o şekilde ilerledik… Yol kenarlarında öbek öbek yeşil beyaz üniformları “sporsever”lerin hala peşimizden koşmaya çalıştıklarını hatırlıyorum… Bir süre sonra tehlikenin geçtiğini düşünerek ayaklandık. Başlarda herkes aptala dönmüş gibiydi. “Ne yapıcaz şimdi, ya otogarda da bizi bekleyenler varsa? Ya hiç çıkamazsak Bursa'dan… Hep beraber bir otobüse binelim, ayrılmadan önce İstanbul'a sonra Ankara'ya gidelim…” Bir sürü panik düşüncenin içinde sonradan lubunluğumuzu da göz ardı etmeden gullüme başladık. Öncesinde Ebru'nun “özgürlük zor kazanılır arkadaşlar, biz zoru başarıyoruz” dediğini ardından Hasbiye'nin “kolay olacağını zannediyorduk ama işimiz hiç kolay değil, daha çok çalışmamız gerek” dediğini hatırlıyorum. Sonrasında tabii başladık şarkımıza…

"Hür doğdum hür yaşarım kime ne kime ne
Kölemiyim sana ben ay sana ne sana ne…"

Otogara vardığımızda güvenliğimiz polislerden jandarmaya devredildi. Biraz olsun içimiz rahatladı… Polisin Bursa'da güvenilecek son kapı olduğuna hepimiz hem fikirdik. Yalnız bu sefer de otobüsümüzün etrafı jandarma kordonuyla çevrildi. Gelen geçen bizi seyreder oldu… Kendi kendimize espriler yaptık. Bursalılar amma korktular, polis bize başbakanmışız gibi konvoyla eşlik etti şehri terkedişimize, jandarma sular verdi içmemize…

Derken otobüs biletlerimizi almak için jandarma eşliğinde arkadaşlarımız gittiler peronlara. Bir buçuk saate yakın da otobüsün içinde, yanında, az ötesindeki kaldırımda vakit geçirdik… Sonrasında Ankaralı arkadaşlarla sarıldık öpüştük, önce onları sonra kendimizi otobüslerimize bindirdik ve Bursa'dan uzaklaştık…

Yol boyunca şaşkınlığımız sürdü, başımıza gelenlere ve yürüseydik gelebilecek olanları konuştuk. Tabii akabinde İstanbul'a döner dönmez yapmamız gerekenleri tartıştık… Akşam on sularında İstanbul'daydık…

Geriye polisin bizi bilinçli bir şekilde yürümememiz için elinden geleni yapması, valiliğin derneklerimizi hala kapatmakta ısrar etmesi, dergilerimize toplatılma cezalarının verildiği sözde demokratik bir tablo kaldı yine. Belki yürümeliydik, bizi görüp de gaza gelebilecek tüm gizli LGBTTlilere bir adım daha yaklaşabilmek adına, belki yürümeliydik başımıza geleceklerden korkmamak pahasına… Ama iyi ettik yürümedik… Çünkü ayın madisini Bursalılar ve Bursasporlular olmasına izin verdik… Bugün birçok gazete haberi ve tv programları olayı haber yaptılar. Çoğu aydın gazeteci yaşanılan ayrımcılığı ve gerici tepkiyi eleştirdiler.

Yazımı sevgili Bursasporlu Esnaflar Derneği Başkanı Fevzinur Dündar'ın basın açıklamasından bir bölüm ve birkaç gazete haberinin başlıklarıyla bitiriyorum. Yorum sizlere kalmış…

Nazar'a, Mervan'a ve Ankara'lı diğer gacılara kocaman opucukler…
Sevgiler...

“Bursa evliyalar ve padişahlar, şehridir. Böyle toplum dışı insanların yürüyüşlerine sahne olacak, kadar adının kirleneceği ve kirlenmeyi hak ettiği bir şehir, değildir. Kesinlikle engel olacağız. Bu yürüyüş için kanuni yönden, belki bir şey yapılamamıştır. Ama toplumsal açıdan bizler bunun, karşısında olacağız ve gerçekleşmesini engelleyeceğiz. Bursa böyle, kimliği belirsiz lanet insanların cirit atacağı bir şehir değildir., Emniyet yetkililerine, valiliğe ve siyasilere sesleniyorum; bu, insanların linç edilmesini istemiyorlarsa tutum ve hareketlerini, netleştirsinler. Her maç öncesi saat 16.00'da yaptığımız Atatürk, Stadı'na yürüyüşümüzü de eşcinsellerin yürüyüşü ile aynı saate ve, güzergâha aldık. Koskoca Bursa'da 300 kişiyi yürütmeyeceğiz. Biz 5 bin kişi olacağız. İstiyorlarsa gelsin, yürüsünler."

Hürriyet: “3 metre bile yürüyemediler”
Sabah: “Escinsel yürüyüsü sporseverlere takıldı”
Radikal: “Bursa'yı tehdit eden eşcinseller yürüyemedi”
Birgün: “Düşünceyi açıklama hürriyetine ağır darbe”
Vatan: “Bir avuç dönme, dua edin polise”
Bursa Hakimiyet: “Bursa'da Nazizm “ruhaniyeti”
Gündem: “Eşcinseller Buluşmasına Saldırı”


Gacıvari Salı

 

   
Gacıİstanbul © 2006 - Her Hakkı Saklıdır.