Bu yazımda Berlin'de yaşadığım ve gördüklerimi yazacağım. Niye Berlin! Çünkü uzun zamandır hayat hikayemi yazmak istiyordum ama bir türlü vakit bulamıyordum. Sağolsunlar berlindeki sevgili arkadaşlarım Koray, Ulaş ve GLADT derneğinde bir kampanya yaparak beni 3 aylığına Berlin'e davet ettiler. 11 nisan'da Berlin'e ayak bastım. Koray ve Ulaş'ın evinde kaldım. Geldiğimin ikinci günü kitabımı yazmaya başladım. Yelda'da yazılarımı redakte ediyordu. Önce GLADT'den bahsetmek istiyorum. GLADT bir Türkiyeli eşcinseller derneği. Derneğin olduğu bina giriş katla beraber 3 katlı oluyordu. Alt katta okul sonrası gelen çocuklar vardı. Kimi ilkokul, kimi de lise öğrencisiydi. Üst katta eşcinseller derneği aynı katı Kombi adlı bir eşcinsel derneği ile ortak kullanıyorduk.onun üstünde başka bir eğitimle ilgili yer daha vardı. Ben hafta içi hergün sabah saat 10.00 - 11 .00 gibi derneğe gidiyor saat 17.00 ye kadar kitabımı yazıyordum. Bu arada derneğin aktivitelerine de katılıyordum. Türkiye'de LAMBDA'lı Almanya'da GLADT'lıydım, bir nev-i stajda görmüş oldum. Staj yapan başka ülkelerden gey ve lezbiyen arkadaşlarda vardı. Bu arkadaşlarla çok sıcak ilişkiler kurmuştuk. Dernek önünde ağaçlı yeşil bir park vardı. Bu parkta tavşanlar dolaşıyordu, aklıma acaba Türkiye'de parklarda tavşanlar dolaşsaydı insanlar kesip yerlermiydi diye bir soru takıldı. Sadece bu değil Berlin'de bir sürü kanal ve nehir var. Buralarda kuğular, ördekler rahatça dolaşıyordu.
Gelelim diğer konulara; 3 ay boyunca burada birçok etkinliğe katıldım. İlk önce 1 mayıs'da yürüyüş ve standlar açıldı, şenlikler vardı, semt ise Kreuzberg'di. GLADT stand açtı burada. Derneğin Türkçe ve Almanca yazılı bildirisini dağıttık.
Mayıs ayı ortalarında yine bir etkinlik, aşk ve sevgililer günü dolayısıyla Mitte semtinde bir etkinlik vardı oraya katıldık. Daha sonra haziran ayı başında yine Kreuzberg semtinde “Kültürler Buluşması Festivali” yapıldı. Haziran ayı olmasına rağmen hava çok soğuktu ve yağmur yağıyordu. Bu festivalde de stand açıldı ve orada da görev yaptık. Bu festivalde prezervatifler heteroseksüellere dağıtıldı. Almanya'da eşcinsel örgütleri Aids ve prezervatif gibi çalışmalar yapmıyor, bunu kendilerine hakaret olarak algılıyorlar ve heteroseksüellerin daha çok ihtiyacı var diyorlar. İşin ilginç yanı Almanya gibi bir yerde heterosesüeller prezervatifleri utanarak alıyorlardı. Bu arada GLADT da Pazar kahvaltısı düzenleniyordu. Sonra iki ay boyunca ben devraldım bu kahvaltıyı hazırlama görevini. Ayrıca yine Pazar günleri Lubunyaca dil kursu verdim. Almanya'ya ilk gittiğim gün ARD radyosuyla Türkiye'de yaşanan şiddet üzerine roportaj yaptım bu roportaj 28 haziranda yayınlandı. Yine Berlin'de yayın yapan bölgesel radyoda yaşları 14-17 arası öğrenci çocuklarla söyleşi yaptık. Çocukların ikisi Türk, biri Filistinli, biri yarı Amerikalı yarı Türk, diğeri İtalyan-Alman karışımıydı. Bu çocuklar gey ve lezbiyen görmüşlerdi ama travesti ve transseksüel görmemişlerdi. Yayın öncesi bir pastanede oturup konuşma yaptık. Önceleri sessizlerdi, beni baştan aşağıya inceliyorlardı, sonra konuşmaya başladılar. Konuştukça kafalarındaki transfobi kaybolmaya başladı, daha sonra yayında daha çok ikna oldular. Yayın sonunda travesti ve transeksüellerin yaşadıkları zorluklar, ayrımcılık, şiddet ve dışlanmayı benim ağzımdan duymuş oldular. Yayın bitiminde birlikte stüdyodan ayrılıp aynı otobusle evlerimize dağıldık. Ayrılırken önceki çekingenlik ve suskunluk yoktu. İlk gördükleri transseksüel ben olmuştum. Bu arada yine dernekte çalışmalarım oluyordu. Aynı yeri paylaştıgımız Kombi'nin etkinlikleri oluyordu. İlkokul ve ortaöğretim öğrencilerine homofobiyle ilgili seminerler veriyorlardı. Çocuklarla orada karşılaştık selamlaştık, bu tür çalışmaları eşcinsel örgütler okullara gidip homofobi üzerine ders vererek yapıyorlardı. Daha sonraki gün benimle söyleşi yapan öğrencilere hakkımda ne düşünüyorlar diye öğretmenlerine sorduğumda, öğrencilerinin ballandıra ballandıra anlattığını söyledi. Çocuklar benim için "iyi bir insan ve politik, önyargımız yok oldu" demişler.
En sonunda 24 haziran gelmişti. Gey Pride, Almanya'da oynanan Dünya Kupası futbol maçları nedeniyle Temmuz ayı sonuna alınmıştı. Fakat muhalif olan solcu, sosyalist, kominist, anarşist, muhalif olan bütün eşcinsel örgütler ayrı bir yürüyüş düzenlediler. Zaten diğer eşcinsel grupların düzenlediği yürüyüşe alternatif olarak düzenliyorlarmış. Gerekçesi ise şirketlerin sponsor olduğu, kulüplerin düzenlediği ve içeriğinin boşaltıldığı kapitalist sermayeye hitap eden etkinliğe katılmayıp protesto ediyorlardı. Mitingin başlama yeri doğu Berlin'in Friedrichshain semtinden Warschaver caddesinden başlayan yürüyüş saat 14'de başlayacaktı ama 15.15'te başladı. Bir çok grubun süslediği kamyonlar, traktörler vardı. Örgütlerin amblemleri yürüyüş sırasında taşınmayacaktı. Yeşiller Partisi ve Alman Sosyal Demokrat Partisi parti bayrağını taşıdıkları için uyarıldı. Hatta Almanya bayrağı taşımak da yasaktı. En önde pembe tüllerle süslenmiş kamyona bez üzerine yapılmış Che Guevera'nın dudaklarına ruj sürülmüş, gözlerine makyaj yapılmış bir resmi vardı. Resim siyah zemine pembe renkliydi. Gökkuşağı bayrağı da yok denecek kadar azdı. Kamyonlardan müzik sesleri yükseliyordu, slogan atılmıyordu. Biz Türkiye'de slogan atmaya alışmışız. Bu arada kalabalık oldukça artmıştı, önceki yıl beşyüz kişi varmış, bu sene 8 bine yakın kişi vardı. hatta bu sayının 10 bin oldunu bile söyleyenler oldu. Yürüyüş yaklaşık üçbuçuk saat sürmüştü. Bu arada yoldan belirli yerlerde protesto metinleri okundu. Birçoğunun çevirisi anında olmadığı için hatırladıklarım şunlardı: Büyük bir alış-veriş merkezi yapılacakmış, çok yüksek, milyon euro'luk bütçelerinden bahsedildi. Daha ileride Universal şirktini protesto ttik, daha ileride Avrupa Birliğinin ayrımcılık ve göçmen yasasını protesto edilcekti, bir çok madde kartonlara yazılmıştı ben de birini çektim. Kartonda yazan yazı "polizai" yani polisti. Burada da mı demekten kendimi alamadım. Bu kartonlar iplere dizilerek sonra koparılıp yerlere atıldı ve kartonlar yırtıldı. Bu arada bazı gruplar duvarlara afiş astılar. Polis hemen müdahale etmeye kalktı ve ortam gerilmeye başladı. Miting tertip komitesinde iki travesti, birinin adı fatma diğerinin adını bilmiyorum, hemen mikrofondan anons yaptılar “polisler derhal geri çekilsin unutmasın diğerleri de birer militan, sonra sizin için iyi olmaz.” Bu sözler üzerine polisler geri çekildi, kortej yürüyüşüne devam etti. Daha sonra Kreuzberg semti sınırlarına geldik. Burası Türklerin ve göçmenlerin en yoğun yaşadığı semtti. Mikrofondan "merhaba sevgili Kreuzbergliler, sevgili sapıklarınız geldi, nasılsınız?" diye başlandı. İspanyol bir konuşmacı, İspanya ile ilgili bilgiler verdi. Sonra Lidl marketinin önüne pankart açıp burada protesto yapıldı. Bu market Almanya'nın en büyük marketlerindendi. Bu markette sendikaya üye olmak isteyenleri, şirket yönetimi komplo kurup işten atıyormuş. Sendikaya üye olanların dolabına marketin ürünlerinigizlice koyup, sonradan hırsızlık yapıyor diye işten çıkarıyorlarmış. Daha sonra bunu kanıtlayan işçiler şirketi dava etmişler. Biz de marketin önün de bu olayı protesto ettik. Marketin kapılarını kapattılar. Daha sonra yolumuza devam ettik. Kreuz-berg'in merkezine yaklaşırken Bülent Ersoy'un sefam olsun şarkısıyla giriş yaptık ve şarkının sözlerine eşlik etmeye başladık. Bu şarkının ardından yine Bülent ersoy'dan "ablan kurban olsun" çaldı. Bu arada Türkçe sloganlar kasete alınmıştı teypten çalınıyordu. Bu sloganlardan bir tanesi şöyleydi, “erkek erkeği seviyor size ne oluyor, kadın kadını seviyor kime ne oluryor”du. Kreuzberg semtinin girişinde büyük bir bina vardı. ortasından yol geçiyordu. Binanın her iki tarafında Almanca ve Türkçe “Kreuzberg Merkezi” yazıyordu. Bu binanın onünde durup evlilik ile alakalı konuşmalar yapıldı. Eşcinsel ve heteroseksüellerin zorla evlilikleri protesto edildi. Bu metin Almanca, Kürtçe ve Türkçe okundu. Metnin okunmasının ardından kortej ilerlemeye başladı. Türkiyelilerin yoğun olduğu bu semtte, halk asık suratla bizi iledi. Bülent Ersoy'un, oryantal müzikler eşliğinde göbek atarak, oynayarak , zıplayarak mitingin biteceği alana geldik. Üç-buçuk saat yürümüştük çok yorulmuştuk. Bir saat sonra benim konuşmam vardı. Lezbiyen bir arkadaşın dükkanının önüne oturduk. Bu arada zorla evlilik metni okunmadan önce Alman bayrağı kesilmişti. Alman bayrağının içinde bulunan sarı renk buraya yakışmıyor denerek kesilmişti. Bayrakta geriye kalan siyah ve kırmızı renk daha güzel, anarşist renkler dendi. Arkadaşımızın dükkanın önünde otururken üç erkek geçiyor ve türkçe konuşuyordu. Lezbiyen arkadaşımızın giyimine çok ağır küfür ettiler. Lezbiyen arkadaş Türkçe bilmediği için anlamıyordu. Ben çok sinirlendim, müdahale edecektim ama oradan uzaklaşmışlardı. Benim konuşma saatim gelmişti. Bana verilen süre 6 dakikaydı. Ben Türkçe okuyordum, anında Almancaya çevriliyordu. Konuşmamda Türkiyedeki olaylardan bahsettim, mitingdekiler işkencecileri yuhaladılar. Bu arada bir arkadaşım çevreden bir Türk'ün benim söylediklerim hakkında, yalan söylediğim yorumunu yapmış. Keşke bunu o zaman bana bildirselerdi, bu adama iki çift lafım olacaktı. O adama 1 hafta kadın kılığında Eryaman'da dolaşıp başına neler geleceğini, adamın yüzüne söyleyememenin acısını yaşadım. Miting ve eğlenceler gece yarısına kadar hatta sabaha kadar sürdüğü söylendi. Biz yorgun olduğumuz için eve dönmüştük.
Avrupa'da muhalif pride duzenleyenler artıyordu. Berlinden sonra Paris'te de muhalif bir yürüyüş olacaktı. Avrupa'da artık yeni bir dalga başlıyordu. İçi boşaltılmış şirketlerin ve klüplerin sponsorluğuk yaptığı pride gösterileri ilk çıktığı yıllardaki ruhunu yitirmişti. Bunun için yeniden bir dalgaya ihtiyaç vardı. daha bir çok yerde ve ülkelerde lgbtt haklarının kazanılması gerekiyor. Bir çok hakları kazanmış ülkelerde kazanılan hakların korunması gerekiyor. Mesela, 1930'lu yıllarda eşcinsel hareket bir çok alanda örgütlenmişti, dernekleri ve dergileri vardı. ama hitlerin gelmesiyle mücadele çok büyük darbe yemişti. Bu darbe 1969 yılında yaşanan Stonewall'a kadar sürmüştü. Bir başka örnek de İran'dan; Şah döneminde idam yokken, İslam Devrimiyle şimdiye kadar 20 binin üzerinde eşcinsel idam edilmiştir. Birçok çıkarcı çevreye dikkat etmek lazım. Bu konuyla ilgili yazılarım da olucak daha sonraki sayılarda. 29 Haziran'da Sontag Club de Türkiye'deki eşcinsel hareket ve yaşanılan şiddet, ayrımcılık konulu yani 12 eylülden bugune kadar olan yaşanılmışlıklar, dernekleşme, eryaman ve Bursa'da yapılan şiddeti anlattım. Yaklaşık 3 saat süren konuşmamı Oliver almanca'ya çeviriyordu. Konuşma yaptığım salon ağzına kadar doluydu. Bir de Almanya'da okuyan Türk öğrencilerin çektiği bir belgesel vardı, onlarla da çekimler yaptık, derken 3 ay geçmişti. Dönüş gününe bir kaç gün kalmıştı. Dönemden önceki son Cuma veda partisi yapıldı dernekte. Elli kişiden fazla insan geldi partiye. Ertesi gün ben de Türkiyeye döndüm. Üç aylık Almanya ziyaretim sona ermişti. Almanya'dan içim buruk ayrılmıştım.
Sevgili Koray, Ulaş, Ditar, Deniz, Yeliz, Yelda, Filiz, Jenifer, Gürkan, Barış, Tamer, Meryem, Ali, Aadir ve assolistler sona yazılır Mete'yi but gullüm, hengameler attırdık sizleri de unutmadım; Bilge, Nayço, Fatma, Selcan ve diğer arkadaşlar. Kalbimin yarısı Berlin'de kaldı. Bu arada kitabımın yarısı yazılabildi. Diğer yarısı için yeni bir proje olursa yine görüşmek üzere, kalbimin yarısının kaldığı yerdeki sevgili arkadaşlarım...
Bugün ne pişireyim gacılar?
Demet Demir
|