gacıvari-laçovari / O bir mesih!


Bu aralar evde beyaz atlı prensimi bekliyorum ve vaktimin çoğunu televizyon karşısında geçiriyorum. Takıldığım kanallardan biri de SKYTurk. Hani şu tematik kanal dediklerinden. Savaş gündemi pür dikkat hepimizi televizyona bağlarken bir çok aydınımız ne diyor, merak ediyorum. Seviyeli yayıncılık adına gerçekleştirdikleri tartışma programlarıyla adından bahsettiren SkyTurk, uzun zamandan beri izlediğim bir programında "bize" dair bombasını nihayet patlattı. Olay, 11.08.06 tarihinde Nihat Genç ve program sunucusu arasında paslaşarak gerçekleşen "Ne Var Ne Yok" programında geçti. Genelde tartışmalar Nihat Genç ekseninde dönüyor. Nihat Genç kimdir diye sormayın çünkü ben de kendisini çok iyi tanımam. Ama izlediğim ve takip ettiğim kadarıyla sözel ve yazın dili sağdan gelen bir arkadaş. Uzun siyah saçları ve siyah blezır çekediyle sağ kanattan farklı bir tarz yaratarak karizma yapan bir yazar anlayacağınız.

Malum Lübnan ateş altında ve ne yazık ki bir çok çocuk ölmekte. Doğu ve müslüman halklarına özel yakınlığıyla bilinen Nihat Bey de gaza gelen tavrıyla herkese veryansın ediyor hakkıyla. Açıkçası söylediği bir çok şeye, bunların içinde evrensel kardeşlik vs. gibi konulara da katılmıyor değilim. Yalnız bir çok 80 öncesi aydının yaptığı hatayı yapıyor. Konuya batının inşa ettiği değerlerin, özellikle liberalizm söyleminin altı boşluğuna ve bunun da ötesinde bireycilik denilen yanılgıya işaret ederek başlıyor. Buraya kadar bir sorun yok. Elbette batının bireysellik anlayışında çok büyük eksiklikler var. Ancak bireyselliğin yanlış ve hatalı anlayışını da bizden örnek vererek meşrulaştırıyor. Nasıl yani! Şöyle: Ülker Sokak'taki polis baskınlarını zorbalık diye atfeden aydınları eleştirerek ve oradaki hadisenin sokağı fuhuş mekanı haline getiren travestilere karşı polisin haklı tavrını öne sürerek. Yani yaşanan onca felaket bir yanlış anlamadan ibaret. Kendisinin asıl söz etmek istediği zaten mücadelemiz değil, 90 sonrası aydın çevresinin bireysellik adına sözde bizim yanımızda yer alması. Çünkü bireysellik batı kaynaklı ve kötü bir şey. Bunun üzerinden fuhuş yapan "ahlaksızların" yanında durmak daha kötü bir şey!

İşin ilginç yanı ise bu mücadeleyi haklı hale getiren travestilerin yanılgı içerisinde olduğunu söylemesi. Güleriz ağlanacak halimize. Ben bu sözlere diyecek söz bulamıyorum. Neden mi? Çünkü halimizi anlatacak mecalim kalmamaca, dilimde tüy bitmece. Sanki topumdan dışlanan, fuhuşa mecbur bırakılan ve hayatta kalabilme adına bir getto inşa etmek zorunda kalan ve sahip olduğu en birincil şey kendisinden alınan bu ülkede yaşayan travestiler değilmiş de, Tayvanlı seks işçileriymiş gibi lakayt bir dille ötekileştirilen bizler, Nihat Genç'in ağzında sakız olmuşuz. Rezalet! Tek kelimeyle rezalet. Sonra da kalkmış Nuh peygamberin hiç kimseyi ayırt etmeden herkesi tüm farklılığıyla gemisine davet ettiğinden bahsediyor. Alakaya çay demle, gel bana bazı bazı. Hem sen travestilerin mücadelesini sadece fuhuş mücadelesi diye tanımla sonra gemiye davet et. Niye! Grup seks yapalım diye mi! Bizim böyle sözde kardeşlik türkülerine, gelin canlar bir olalım sözlerine karnımız tok. Elbette tüm dünyadaki insanlarla huzur ve barış ortamında yaşamak istiyoruz ama kendi varoluşumuzu hiçe saydırmayarak. Bir yandan mesihvari, öte yandan yaraya tuz basarcasına konuşarak değil Nihat Bey!

Hepinize barış dolu günler bacım! Niye mi? Lübnan'a yaz geldi...

Lübnan, şimdilerde şehvet cinayeti süsü verilmiş bir lubunyanın cesedi gibi delik deşik! Her bir bomba, rimelli erkek bedenine saplanan on beş bıçak darbesi adeta. Kin ve nefret imzası taşıyan bu ölümcül darbelerin hızının kesileceği yok anlaşılan. Barıştan yoksun tapıncakçıların pagan törenlerini aratmayan bu saldırılar, kurban edilen bedenin çektiği ızdıraba göre değer kazanıyor ne hikmetse. İt dalaşına sürgün edilmiş sivillerse sırtlan sürüsünü andıran uçakların altında can veriyor usul usul. Ne yazık ki bu bekleyiş pek bir sancılı. İsrail ve Amerika sonu gelmez büyük beyaz balina arzulu Kaptan Ahap ve tayfası gibi umarsızca kendi sonunu getirecek bir işgale yelken açıyor. Belki 1 Mart 2003'deki teskerenin geri çevrilmesinde büyük rol oynayan Barış seven Mehmetlere artık dünden daha fazla ihtiyaç var. Bu sloganın 11 Eylül'den beri ölen insanlara bir ağıt niteliği taşıması ise bizim için acı bir hatıra. Çünkü eskisine değişebileceğimiz bir dünyanın olmayışı, her altı boş ütopyanın yeni bir dünya tasavvuru diye önümüze serilmesini engellemiyor.

Bu sapkınlığa daha kaç lut, kaç sodom gomora gerek diyenlere ise 26 sene önce gaz odalı kompartımanlarda birinci sınıf seyahat eden dazlak travestilere ödetilen günlerin geride kalmadığını söylemek çok mu vicdansızlık olur. Peki, biz niye hala aynı trende yol almakta ısrar ediyoruz? Yoksa hala bir kurtarıcının kapımızı çalacağını mı düşünüyoruz? Belki o yüzden Uğur Dündar'a Amerikan halkının Oprah Winfrey'e güvendiği gibi güveniyoruz. Nede olsa artık korkusuzca tavuk yiyebiliyoruz. Peki artık korkusuzca sokaklarda yürüyebilecek miyiz! Hangi çözüm arayışı bizi mutlu sona daha yakınlaştıracak? Ya da hangi sol bizi sona yaklaştıracak? Belki artık devrimlerin niceliğinden çok niteliğini düşünmenin vakti geldi. O zaman liberalizm gibi birey özgürlüğünün değeri üzerinden bir inanç sistemi kurmak yerine, kendi inşasını eşitlik inancı üzerine kuran sosyalizmin neden başarısız olduğunu tartışmamıza gerek kalmadı. En azından müslüman halkın canı pahasına, bazı halkların kişisel özgürlüklerinin nelere kadir olduğunu anladık. Peki bu sıcak günlerde hele sıcak bir çatışma ortamında bulunanlara tavsiyem ne olabilir, bir bakalım:

"Boğulan bedenlerimizin maskelerini çıkartalım ve tekrar nefes almalarını sağlayalım. Çünkü asıl düşmanımız giysilerdir. Giysiler olmadan hastalık olmaz, savaş olmaz. Bir savaş sırasında iki orduyu üniforma olmadan tamamen çıplak hayal edin. Dostu düşmandan ayıramazsınız. Çünkü bütün kardeşler bir aradadır". Bu tarz bir eylemin Lübnan halkının acılarını dindirmeyeceği kesin ama hala yaşama lüksüne sahip bizlerin, bu gibi farklı eylemlerle bir arada durmamızı engelleyecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Belki o yüzden çıplaklar kampları dünyanın en politik alanlarıdır.

sürmelican

 

   
Gacıİstanbul © 2006 - Her Hakkı Saklıdır.