Yıllardır feminist hareketin içindeyim. Beni feminist harekete çeken, daha çok yaşadığım pratikler oldu. Kadın olduktan sonra yaşadıklarım, toplumun kadınlığa dayattığı öğretiler...
Bir örnek vermek istiyorum: laçovari iken, bir laçom vardı, aramızda eşit bir paylaşım vardı. Gacıvari olduğumda roller birden değişti. Laçomun erkek arkadaşları bana farklı davranmaya başladılar. Örneğin, “yenge”, “abla” oldum. Bir gün evi taşırken, birden herkes bana “a! yenge sen taşıma, masayı biz kaldırırız; senin belin ağrır.” filan demeye başladılar. Oysa bir ay önce aynı masayı ben kaldırmıştım. İlk önce hoşuma gitti, aynanın karşısına geçtim ve kendimi inceledim. Acaba incelmiş, çok mu narin olmuştum? Hayır, aynıydım. Öyleyse farklı bir durum söz konusuydu. Bu durumu sorgulamaya başladığım zaman da erkeklerin benim davranışlarımı şekillendirdiğini farkettim. Kadınlar isterlerse her işi yapabiliyorlardı ama ataerkilliğin dayattığı kadınlık beni bazı işlerden izole ediyordu.
Bunu genel olarak düşündüğümüzde, belirgin kadınlık ve erkeklik tipleri çıkıyor karşımıza. Heteroseksizmi belirleyen, ataerkilliği de sürekli yeniden üreten bir durum. Örneğin aşırı efeminelik de, aynen maçoluk gibi; yani çok kırıtmak, kalçayı ön plana çıkartmak dişiliği, bize sunulan tek tip kadın modelini yeniden üretmek demek. İnce olacaksın, saçların sarı olacak, burnun yapılı olacak, dişlerin, gözlerin, yanakların yeniden şekillenecek, topuklu ayakkabı giyeceksin, yani sürekli güzel olmak durumundasın. Neye göre, kime göre güzel?
Üstelik bütün bunlarla uğraşırken psikolojik açıdan yıprandığımı, zamanımın, paramın çoğunu bu işlere ayırdığımı farkettim. Toplumsal cinsiyet rolüm tüm bunları gerektirirmiş gibi... Yaşadığım birçok sorunun nedeninin bunlardan kaynaklandığını farkettiğimde de; kadının ezilmesinin nasıl bir şey olduğunu, erkeğin nasıl “egemen” olduğunu gördüm.
devam edecek...
esmeray
|