"Hayatın insanlara ne getireceğini bilmeden kendimi İstanbul gibi büyük bir metropolde buldum. Beni bir arkadaşım getirmişti ama daha ilk günlerimde yalnız bıraktı. Bu koca şehirde kendimi ararken yeni insanlarla tanıştım. Bana “nereden geldin, nerelisin?” diye soruyorlardı. Kendimi bir anda Tophane parkında buldum; kimseleri tanımadığımdan ve gidecek bir yerim olmadığından orada yatıp kalkmaya başladım. Daha sonra beni İstanbul'a getiren arkadaşımın kaldığı evi buldum ve orada yaşamaya başladım. Evde iki travesti daha vardı. Biri oldukça kadınsıydı, diğeri ise geceleri kadına benziyordu ama konuşmasıyla, her haliyle erkeksiydi. Eve yerleştiğimde adımı “İsaura” koydular. Saflığım ve bilgisizliğim nedeniyle adımın ne anlama geldiğini bilmiyordum. Beni kullandıklarını daha sonra anladım; ben onların yatılı hizmetçisiydim. Onlarla 1,5 yıl yaşadım. Başka travestilerle de tanıştım; onlar da beni kullandılar. Hiç şikayet etmedim, bunları yaşamam gerekiyordu; bu benim için bir sınavdı. Daha ne çok acılarla, hayal kırıklıklarıyla karşılaşacağımı gösteriyordu. Yılmadım. Daha sonra bir arkadaşım beni evine götürdü, onunla yaşamaya başladım. Nihayet huzura eriştiğimi düşünmeye başlamışken aynı davranışla karşılaştım; o da beni çalıştırıp, kazandığım paraları almaya başlamıştı. Onunla da 2 yıl yaşadım."
Nurdan İstanbul'daki ilk yıllarını anlatıyor.
***
"Ülker Sokak'ta, Bursa'da ve Eryaman'daki yasak hanımefendiler"
Yasak hanımefendiler (tüm travesti ve transseksüeller), erkek egemen heteroseksist ve kapitalist toplumun maksimize ettiği yabancılaşma biçimlerinin doğası gereği meselemiz olmuyor.
Bursa'da travesti derneği vali tarafından kapatılmak istense de, Ankara Eryaman'da ağızlarından kan gelene kadar dövülseler de meselemiz değiller. Adı üstünde; yasaklar ve yaşayabiliyorlarsa da bu erkek egemen heteroseksist sistemin bir lütfudur.
"Bırakınız dövsünler, bırakınız öldürsünler"
Bugün Türkiye'de travestilere ve transseksüellere yönelik ilan edilmemiş bir savaş yok mu? Ülker Sokak'ta olanları sadece izlemiştik! Bugün aynı katliam Eryaman'da oluyor, sessiziz.
Sessizlik, suç ortağımız. Sessizlik, yasak koyucu erkek egemenliğinin ideolojisi. "Bırakınız dövsünler, bırakınız öldürsünler'in ideolojisi sessizlik"
"O Şimdi Hanımefendi"yi ekranlarda Türkiyeli seyirciyle buluşturamayan yapımcı şirket ve kanal yöneticileri çok üzgünmüşler. Oysa biliyoruz ki, sessizliği üretenlerin ürettiği yabancılaşmanın kökeni, bize izletilmek istenenlerde değil izletilmeyenlerde gizlidir. Bazen izletilmek istenenler değil, izletilmeyenler yansıtır gerçekliği.
Erkek egemen heteroseksizm, medyasından tüketim ekonomisine dek bu sessizliği üretiyor; gerçekliğin üstü örtülüyor. Eryaman'daki çığlık, sağır eden sessizlikte boğuluyor.
Sizin haberiniz var mı; Eryaman'da neler oluyor?
Birol Dinçel'in 03.06.2006 tarihinde BİANET'te yayınlanan yazısından...
|