Transseksüellik ve Tıp / bir alternatif bakış...


Teşekkürler. Herkese merhabalar. Geç bir vakit, yorucu ve zorlayıcı bir konu... Önemli paylaşımlar gerektiren bir şey. Benim buradaki var oluşum ve sizlere seslenme niyetim aslında oldukça karmaşık. Kendi içimde de çok net bilebildiğim bir şey değil. Bunun birkaç nedeni var. Meselâ (aslında akademik kimliğimle buradayım), akademik kimliğimde kafamı en çok karıştıran konulardan birisinin transseksüelite olması. Bu bir tek benim değil, bir çok klinisyenin ve akademisyenin kafasını karıştıran konuların başında geliyor. Bir tıp üyesi olarak şunu hatırlatmak istiyorum: Ortalamadan farklı cinsel tercihler diyelim (ne kadar yüksüz bir terim kullanmaya çalışsam da, yine de yüklü terimler oluyor bunlar; sonuç olarak cinsel tercihler) eski yıllarda biraz daha ters bir şekilde tıbbın ilgi alanına girmiş. Bu yüzden, biz hekimler ciddi bir şekilde özür borçluyuz geçen yüzyıldan. Özellikle eşcinsellikle ilgili. Transseksüellerdeki durum ise biraz farklı. Transseksüelleri sanki daha iyi anladık. Ya da en azından yasalar ve başka şeyler düzeyinde daha ortak hareket etmişiz gibi duruyor. Bu, kitabî olarak böyle. Aslında biraz sonra sizinle paylaşacağım şekilde bakıldığında, bunun ne kadar doğru olduğunu birlikte tartışacağız.

"Cinsel kimlik" diye bir tanım geliyor ortaya. Varsayılan bir bilimsel tanım bu. Ne kadar yüksüz bir tanım olduğu, ne kadar objektif bir tanım olduğu tartışılır. İngilizce konuşulan ülkelerde "gender identity" denilen tanım. Burada psikolojik bir kavram olduğu vurgulanıyor biraz daha ayağımızı dayadığımız bilimsel çerçeve içinde. (Burada inandığım şeyleri aktarmıyorum. Sadece var olanı aktarmaya çalışıyorum ve bir miktar birlikte tartışacağımızı da söyleyeyim sadece.) Kişinin kendisini hangi cinsiyette hissettiğini tanımlayan bir şey. Bu his, çoğunlukla iki üç yaşlarında gelişiyor ve biyolojik cinsiyet ile genellikle aynı olduğuna inanılıyor. Çevre ve kültürün, çocuğun genital organlarına verdiği tepkinin sonucunda geliştiği sanılıyor. Aslında en kritik cümle bu tabii. Yeni doğan bir bebeğin bir yerine bakıyorlar ve işte oraya bir tepki veriyorlar; anne, baba, diğerleri… Öyle geliştiği sanılıyor, varsayımsal olarak. Tabii ki bu, biyolojik ve doğum öncesi bazı faaliyetleri dışlayan bir bakış değil. Ama buna inanılıyor. Bu benim bugünkü konuşmamda ayağımı dayayacağım yer olacak. Sonra bazı şeyleri bunun üzerinden konuşmak daha kolay olacak. Bu konuşma okunabiliyor mu bilmiyorum ama internette transseksüellikle ilgili bir sayfadan aldım bunu. Aslında, benim bakışıma göre, tıp ve hukukun uğraştığı en büyük dilemma. Yani, yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal gibi bir durum, tıp açısından ya da hukuk açısından bakıldığında. O dilemmanın büyük bir kısmını aktivist arkadaşlarımız aktardılar. Belki de ağlayan palyaço, bir anlamda, bunu da hissettiren bir şey. Ya da ben öyle anladım. Ne kadar anladığımı bilmiyorum. (slayt) İşte burada iki tane bebek. "Cinsiyetine karar verildi mi?" diye soruyor bir tanesi. "Şüphesiz." diyor diğeri. "Ama hangi cinsel kimliğe aitsin? Biyolojik cinsiyetine karar verilmiş, olması hangi cinsel kimliğe ait olduğunu gösteren bir şey değil." Transseksüeliteye dair bir sayfadan aldığım bir şeydi. Şimdi, işin en komik tarafına geliyoruz bence. Bu bir bozukluk olarak kabul ediliyor klinik psikolojide. Çeşitli başlıkları var. Kişisel inancıma göre, ibret-i alem olsun diye alıyorum. Tabii ki, buradaki tanımlar yanlıştır anlamında değil ama heteroseksizmi belirli ölçülerde hissettiren tanımlar olduğu için komik buluyorum.

(slayt) "Karşıt Cins Özdeşimi" denilen ilk başlığa bakalım. Zaten, daha sonra tartışacaklarımız arasında bu karşıt cins -opposite sex- tanımı da var. Bu mantığa göre, kişinin sürekli, tekrarlayıcı bir şekilde, karşı cinsten olma arzusunu ya da karşı cinsten olduğunu ifade etmesi bir bozukluk ifadesi. Diğer bazı ifadeler arasında, karşı cinse ait oyunlara katılmak da var. Tabii bu erken yaşlardan beri olan bir şey. Belki şuna da faydası olabilir; transseksüelitenin ve transseksüellerin neler yaşadıklarını da özetleyen bir tanımlar zinciri, bu konuda yeterince bilgisi olmadığını düşünenler için belki bir tanımlayıcı özellik taşıyor olabilir. Bu ifadeler, biyolojik cinsiyetinden ya da rolünden rahatsız olma diye devam ediyor. Erkeklerde, yani biyolojik cinsiyeti erkek olanlarda, penis ve testislerinin iğrenç olduğunu düşünmek; kızlarda da bir penisi çıkacağına inanma gibi, erkenden başlayan bazı düşüncelerle başlıyor konu.

Klinik psikiyatride bunun yaygınlığı ile ilgili bilgiler muhtelif, çelişkili. Yani, bilimin bu konuda inandığı nedir, tartışılır. Bilgi birikimini pek inandırıcı bulmuyor. Yine de bunu bir bozukluk olarak tanımlamayı tercih ediyor. Bu da tuhaf bir çelişki gibi geliyor bana. Bu cümle aynı kitaptan alınıyor; bozukluğu tarif eden kitapla ilk cümlenin alındığı kitap aynı kitap. Neredeyse oksimoron yapıyorlar burada. Anlayamadığım bir şey bu. Bilgiye ulaşımda ciddi sorunlar yaşandığına inanıyorlar, çünkü, yaygınlık tahminleri sadece operasyona başvuranlar, kayda girenler ve genellikle gelişmiş batılı ülkelerdeki kayıtlardan oluşuyor. Erkek kadın oranı da, 6 - 30'a 1. Yani, erkekken kadın olmak isteyenlerle, kadınken erkek olmak isteyenlerin oranı bu. Bu oran erkekler lehine duruyor ama yine operasyona başvuranlarda yapıldığı için, toplumun ne kadarını ifade ediyor, tartışılır. Nedenler diye bir şey var. İnsanlar neden transseksüel oluyor? Neden aranmasında bazı garip taraflar görüyorum, o yüzden gülümsüyorum; yoksa varlığına değil. Biyolojik olanlar biraz anlamlı duruyor aslında. Belki biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz.

(slayt) (...) Dolayısıyla, bazı hormonal yapılar gelişmeye başlar ve bir kısmı erkekleşmeye başlar; bir kısmı da dişi olarak devam eder. Tabiî bundan çeşitli şeyler üretebilirsiniz. Çoğunuz biliyordur diye düşünüyorum. İşte bu androjenliğin etkisinde bir takım farklar olduğuna inanılıyor transseksüeliteyle ilgili olarak. Daha doğumdan, dünyaya gelişlerinde biyolojik cinsiyetlerinden daha farklı bir yapıları olduğu gibi bir iddiaları var. Psikososyal nedenler, yetiştirme biçimi ve atfedilmiş cinsel kimlik üzerine duruluyor. Bu atfedilmiş cinsel kimlik önemli, çünkü, bizim cinsel kimliğimiz, belirli bir ölçüde çevrenin atfettiği kimlik üzerinden yürüyor. İlişkili bir faktör bu. Meselâ biz bunu çok sık gördüğümüz durumlar var; eskiden Osmanlıca'da "hünsa" denilen hermafroditlerde, adonogenital sendrom, ya da knefelter sendrom diye adlandırdığımız durum. Hem erkek hem kadın genital organlarına sahip dünyaya gelmiş bireylerde, aile, hangi cinsiyet işine geliyorsa o cinsiyete doğru yönlendiriyor kişiyi. Daha erkeğe doğru gidebilecek birini kadına doğru yönlendirebiliyor. Ya da daha kadına doğru gidebilecek birini ereğe doğru yönlendirebiliyor. İşte , tabii ki sevgili Freud hep var. Aile tutumları, fanteziler gibi bir takım şeyler... Ben açıklamayacağım bile onu. Burada anne ölümü, uzamış ayrılıklar ve ilk yıl anne çocuk ilişkisi çok üstünde durulan konular. Ben "Bu tür açıklamalar, daha çok bu durumu patoloji diye tanımlamak kaygısından kaynaklanıyor." endişesini taşıdığım için, nedenleri söylerken, biraz ihtiyatlı konuşuyorum. Daha ayrıntısını isterseniz, daha sonra, soru cevap kısmında ifade edebiliriz.

Transseksüellerin sorunlarını benim ifade etmem uygun olmayabilir ama ben, klinisyen olarak, onlarla, genellikle operasyon öncesi ya da operasyon sonrası nüfuz cüzdanı değiştirme hukukî işlemi sonucunda karşılaşan ve çeşitli testler, görüşmeler sonrasında, bunun olabileceğine ya da olamayacağına karar veren bir kurumda çalışıyorum. Dolayısıyla, oradaki görüşmelerde, bütünüyle sorunlarını bana ifade ettikleri kanaatinde değilim aslında. Çünkü bir kaygıyla geliyorlar ve doğal olarak da "ya aksi bir cevap çıkarsa" gibi bir endişeyle bazı tutum ve tavırları saklıyor olabilirler görüşme sırasında, ki bu da anlaşılabilir bir şey. Lâkin, bu konuyla ilgili 1995, 1998, 2000 yıllarında, birkaç yıl üst üste yaptığım bazı yayınlarda özellikle onlardan aldığım bazı bilgileri kullanmıştım ve bu bilgiler bazı işlere de yaramıştı. Burada sunmayacağım bunları. Fakat "sorular" olarak çok iyi bildiğimiz bir şey var ki, taciz ve istismar riski en yüksek olan gruplardan bir tanesi. Ağır sosyal sorunlar yaşamakta ben onları adlandırmıyorum bile. Çünkü, inanılmaz derecede, sayfalar tutabilecek bir durum. Kendine zarar verme ve intihar oranı yüksek. Psikolojik destek veren merkez sayısı çok düşük. Yani, yapılandırılmış psikolojik destek veren ünitelerin sayısı İstanbul'da bir tane benim bildiğim. Belki daha fazlası vardır, bilmiyorumdur. Medenî hakları kullanma sorunları, bulaşıcı hastalıklara karşı korunamama, göç oranı vs. gibi bir çok sorun var. Bir de bizim sorunlarımız var. Klinisyenin gözünden görünenlerden bir kısmını sizinle tartışmak istiyorum.

Bizim gözümüzden ne görünüyor? Şu "bozukluk" meselesi... Bu kelimenin İngilizce'deki karşılığını kullanıyoruz: "disorder". Daha farklı kelimeler de bulabilirsiniz belki. Yoksa bu bir hoşnutsuzluk mu; "disfurry" mi? Kendi içimde de en çok tartıştığım şeylerden bir tanesi bu. Genel olarak, hem klinisyenlerde, hem akademisyenlerde, hem de toplumda, farklı cinsel tercihleri yaşayan kişiler arasında da çok yaygın bir şey ki, biraz önce Esmeray dile getirdi. Transseksüelite, cinsel kimlikle bir ilgili olay; seksüalite ile, yani cinsel tercih ile ilgili bir şey değil. Bu başka bir şey. Bunun, gerek işte seks işçisi olmasıyla, gerekse başka nedenlerle yaygınlığı, belki başka bir nedenledir ama sonuçta, ortada bir transseksüel varsa, cinsel tercihle ilgili bir şey varmış gibi algılanıyor. Halbuki bu cinsel kimlikle ilgili bir konu, yani seksüalite ile ilgili bir şey değil. İkinci şey şu: Bir klinisyene başvuruda, yolunda gitmeyen şey ne? Bir şey yolunda gitmiyor, tamam. "Yolunda gitmeyen şey nedir?" sorusunda şöyle bir tuhaflık var diye düşünüyorum: Transseksüellere karşı bir ayrımcılık uygulandığı kanaatindeyim, eşcinsellerle kıyaslandığında. Yani bir eşcinsel, meselâ Birleşik Devletler'de bir terapiste gitse ve bazı şikâyetleri olsa, diyelim ki depresif şikâyetleri olsa, onun teşhisi depresyondur. Ama aynı şeyi bir transseksüel yaptığı zaman, transseksüelite ve depresyondur. Yani orada klinisyen "Yolunda gitmeyen şey ne?" sorusunu sorarken, yolunda gitmeyen şeye bir de transseksüeliteyi koyuyor farkına varmadan. Yani böyle tuhaf bir önyargıyı, en önyargısız yaklaşmasını beklediğimiz popülasyonda bile görebiliyoruz.

Diğer konu: Beyin mi, yoksa beden mi değişmeli? Bu ikilemi yaratan biziz zaten. Yani, bunun bilimsel bir ikilik olmadığını kolaylıkla iddia edebiliriz hepimiz ama bir yandan da şunu düşünüyoruz: Neyi değiştireceğiz? Maalesef ki bir çok insan, çevre ve klinisyen düşünceyi değiştirmeyi tercih ediyor. Önceliğe niye o alınıyor acaba, o da ayrı bir konu. Çünkü sanki o zaman şöyle düşünülüyor; beden, yani oradaki genital organ öncelikli bir şey. Öncelikli olan, ne düşündüğün değil sanki. Bu bir doğumsal - çevresel anomali mi? Burada sanırım, transseksüellerin de kafası karışık. Benim ziyaret ettiğim bir çok sayfada, doğumsal bir anomali olarak tanımlaması tercih edilmiş. Yani bir "birth effect" bu. Şöyle özetlenebilir: "Ben aslında erkeğim ama kadın bedeniyle dünyaya gelmişim." ya da "Ben aslında kadınım ama erkek bedeniyle dünyaya gelmişim". Böyle dendiği anda bunu bir anomali olarak tanımlıyorsunuz demektir. Niye böyle tanımlanmalı; bundan emin değilim. Yoksa bir farklılık mı diyelim? Evet, gerçekten bir bozukluk. "Karşıt cins" yani "opposite sex" tanımı ne kadar benimsenebilir bir tanım? "Opposite sex" , "karşıt cins". Şimdi sizin fikrinizi merak ediyorum; bu ne kadar bilimsel ve nötral bir tanım? Karşıt yani neyin karşıtı? Yani kadın ve erkek, siyah ve beyaz, ya da başka bir şey; yani birbirinin tam zıttı, ne demekse! Böyle bir şeyi baştan niye var ediyoruz acaba? Hiçbir şekilde bilimsel bulmadığım bir kelime bu. Başka konu başlıklarında da bulabileceğiniz bir şey. Yansız - yönsüz değil yani. Demin söylediğim şeyi biraz daha vurguluyor bu: Biyolojik cinsiyet karakterleri neden öncelikli? Karşıt olan ne? Karşıt olan beden mi, düşünce mi? Çünkü karşıt cins dediğiniz anda biyolojiyi öne aldınız demektir. Öncelikli aldığınız şey budur. Bunu nasıl böyle alma hakkına sahibiz? Bunlar benim de kendime sorduğum sorular ama bir psikiyatri kongresinde bu soruyu sorarsam alacağım feedback' i de tahmin edebiliyorsunuz.

Bir diğer konu, klinisyenlerin müdahale yetkisi ve zamanı. Ben bunun, önümüzdeki yüzyılda transseksüellerle ilgili en çok tartışılacak konu olduğuna inanmaktayım. Diğerleri belki biraz daha teorik düzeydeki tartışmalar. Epistemoljik, bilim felsefesi açısından tartışmalar olabilir ama bu daha pratik bir konu ve benim de aslında çok önemli bulduğum bir konu. "Neyi değiştirmeli?" sorusunu tekrar sordum burada. 18 yaş öncesi müdahale konusu var burada. Tıbbî olarak baktığımızda, kabaca 2-3 yaşından beri başka bir cinsiyetten olduğuna inanan, ergenlik döneminde bunun ciddi miktarda "disfori"sini yaşayan, sorunlu yaşayan birisinin, bir an önce, kendini ait olduğunu düşündüğü cinsiyete göre hazırlaması en mantıklısı gibi duruyor. Halbuki, bu gibi müdahaleler, yani tıbbî müdahaleler, endokrin müdahaleler, kozmetik müdahaleler, hukuken 18 yaşından sonra başlamak zorunda. 18 yaşından sonra çok şey değişmiş oluyor. Bir çok değişmiş oluyor; siz kendinizden hatırlayın. Hadi çocukken biraz dışında bırakırsanız o konuyu, kişi 13 yaşından itibaren bu durumu fark etmeye başlıyor. Bir kere, bir insanı en azından 5-6 yıl bir cenderede, ağır bir dilemmanın içinde yaşamaya mahkûm ediyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Buna kim karar verecek? 18 yaşının altında o listeye kabul edilecek mi? 16 yaşındaki bir transseksüel, ameliyat olmak isterse ne olur? Olmalı mı? Bence bu, pratik ve tıbbî anlamda bakarsak en önemli konu olacak. Gerçek bir transseksüel, cinsiyet değiştirme sürecine ne kadar erken başlarsa o kadar iyi. Çünkü bu, bir saatlik bir operasyon gibi düşünülecek bir operasyon değil. Bu bir. Yani, bir dönüşüm süreci var orada; ruhen ve bedenen bir dönüşüm süreci var. O dönüşüm sürecini ne kadar önce başlatırsanız o kadar avantajlı gibi duruyor burada bakılınca. Bilmem siz nasıl düşünüyorsunuz?

Bir diğer soru da şu: Beraberinde ciddi akıl bozukluğu bulunduğu iddia edilen ya da öyle olduğu saptanan kişilerde transseksüelite ameliyatları, dönüşüm ameliyatları yapılabilir mi? Yani, bir şizofren transseksüel olamaz mı? ve opere edilmek isterse ne olacak? Normalde bunun cevabı çok açık: "Akıl hastası ise hayır." Çünkü kendisi karar veremez. Bu bir çok konuda karşımıza çıkan bir şey ve hakikaten üstünde spekülâsyon yürütülebilecek kadar karmaşık bir konu.

"Gelecek yaşama ilişkin psikososyal projeksiyonlar." Bu en baş belâsı konu. Yani evlenebilir mi, çocuk sahibi olabilir mi? Bunu herhangi bir kadın ya da herhangi bir erkek için sormuyoruz da niye bir transseksüel için soruyoruz? Aslında bir çeşit falcılık yapması bekleniyor bazen klinisyenlerden ve oradaki kişilerden. Yani, kişi bu ruhu ne kadar taşıyacak? Ben nereden bileyim, Allah bilir; oraya sorun. Ama yok, "Yap!" diyor. Eğer bir sıkıntı varsa, bir sakatlık varsa biz bu işe hiç başlamayalım. E peki, yapalım bakalım; varsayımlar üretelim. Bu tuhaf bakış tarzının uzantıları.

(Slayt gösterisi; Budha figürü tanıtılıyor.) Bu Budha... Budha'nın sayısız görüntülerinden bir tanesi. Cinsiyeti ne, cinsel kimliği ne? Bunun gibi, "Galiba biraz erkeksi mi; biraz kadınsı mı?" diye kafa karıştırıcı olabilecek en az yedi - sekiz görüntüsü vardır Budha'nın. Meraklılar bilirler. Uzakdoğu'da da "shemale" diye bir kavram var. Belki bir çoğunuzun bildiği gibi, aslında transseksüel değil. Yani, transseksüelite de aslında öyle sabit, etrafı çizilebilen bir kavram değil; eşcinsellikte de olduğu gibi. "Kendi içinde bir spektrum" mu dersiniz, başka bir şey mi dersiniz? Normalde, Anglo - Amerikanlar, transvestisizmi, fetişistik olmaması durumunda transseksüalitenin içine katarlar. Aslında "shemale" denen kavramla, bir kez Uzak Doğu'da karşılaşmıştık. Herhalde biliyorsunuzdur; ben biraz özetleyeyim. Uzak Doğulular, Budha'nın iki cinsiyeti de taşıdığına inanırlar. Dolayısıyla hem kadın hem erkektir "shemale". "Ben kadınım." ya da "Ben erkeğim." de demiyor. Hem kadın hem erkek. Böyle olduğuna doğuştan beri inanan bir karakter için de ciddi bir tolerans söz konusu. Hatta Budha'ya atfen, onun yaşantısına kimse müdahale etmediği gibi, kısmen gururla taşımasına da yardımcı oluyor insanlar. Günün birinde fikir değiştirir de biyolojik cinsiyetinden başka bir cinsiyeti tercih ederse tamam. Evlenmeye karar verirse o da tamam. Tüm bu tanımlar, transkültürel bakışta, yani kültürler arası bakışta ne kadar inandırıcı? Yani insan cinselliğini ne kadar tanıyoruz? Tanımlar, akademik anlamda ne kadar doğrudur? Tüm bunlar, herhalde daha çok tartışılacak. Ama yine de, akademik bakışın, cinselliğe bakışa ve genel bakışa en yakınlaştığı yerlerden biri olan transseksüelitede bu kadar soruyu sorabiliyorsak, diğer durumları daha iyi tahmin ediyorsunuzdur. Teşekkür ederim.

Doç. Dr. Gökhan Oral
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Adlî Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

Eşcinsellere Yönelik Ayrımcılık ve Şiddet Sempozyumu
İstanbul Bilgi Üniversitesi / Mayıs 2003
V. Oturum / Travesti ve Transseksüellerin sorunları

 


dönme © 2009